Ne çok suç işliyoruz. Ne kadar cürüm var ve bazen ne kadar da hoyrat olabiliyoruz. Bize yapılan kötülüklerin sesini ne kadar da çok tutuyoruz içimizde; kelepçelenmişiz gibi, yüreği salamıyoruz o korkunç karanlıktan , sanki yürekte bukağı. Bütün kadim gelenekler bize affetmeyi salık veriyor oysa, diyorlar ki, gel ey zarif girme sen o büyük ve bitimsiz karanlığa, baş kaldır baş kaldır içinde iyiliğin o sönen ışığına.
Hayatlarımız bir dizi seçim ve kararla şekilleniyor. Vardığımız menzilde, "Ben nasıl oldu da buraya geldim?" sualini soruyorsak pişmanlık bizi yoklamaya başlamış demektir.
"... umutsuzluk en yakıcı zevktir, özellikle de içinde bulunduğun durumun çaresizliğini açıkça kavramışsan. Tokadı yiyince, bilinç öyle bir ezilir ki, pestile döner. "