Rivayet edilir ki, ilmi çok derin olan bir âlim varmış.
İnsanlara sohbet eder, nasihat verir, hakikati anlatırmış;
fakat dinleyenler fark edermiş ki sözleri kulakta kalıyor, kalbe inmiyormuş.
Buna hayret eden bazı kimseler, sebebini öğrenmek için âlimin hanımına gitmişler ve sormuşlar:
“Hocamızın ilmi yerinde, sözü güzel; peki neden sohbeti gönüllere tesir etmiyor?
Bir kusuru mu var?”
Hanımı demiş ki:
“Kocam iyidir, hoştur, ilimde noksanı yoktur.
Fakat bir kusuru vardır: Her akşam gizlice içki içer.
Ben kendisini uyardığımda ise,
‘Allah Gafûr’dur, Rahîm’ der.”
Bunu duyanlar hanıma şöyle demişler:
“Sen ona yalnız Allah’ın affını ve merhametini hatırlatıyorsun.
Bu akşam bir de de ki:
Allah Gafûr ve Rahîm olduğu gibi, Kahhâr ve Cebbâr’dır da.”
Hanım o akşam kocasına bunu söylediğinde,
bu söz âlimin kalbine derin bir şekilde tesir eder.
Uzun uzun düşünür ve şöyle der:
“Ben insanlara Allah’ı anlatıyorum ama
O’nun azametini unutarak yaşıyorum.
Rahmeti günaha perde yapmışım.”
O gece samimi bir tövbe eder.
İçkiyi tamamen bırakır, nefsini hesaba çeker.
Artık konuşmadan önce hâlini düzeltmeye çalışır,
sözden önce kalbini temizler.