Şule Gümüştaş

Şule Gümüştaş
@Sule_chann
Çok kişi görsün diye değil. Bir gün dönüp baktığımda, o gün ne hissettiğimi hatırlayayım diye yazıyorum.
Ben bunun yanında yorulmuyorum.
Bazı insanlar kalmak için girmez hayatımıza. Öğretmek için gelir.Onlar gürültü yapmaz.Kapıyı kırmaz.Sessizce oturur yanına ve sana unuttuğun bir şeyi hatırlatır: Yanında yorulmadığın bir hâlin var.Onlarla konuşurken kendini savunmazsın. Cümlelerini tartmazsın. Yanlış anlaşılma korkusu azalır. Ve bir an fark edersin,doğal hâlin yeterliymiş. Sonra giderler.Ve insan en çok gidişlerine değil, yanlarındayken hissettiği huzura şaşırır. “Demek ki mümkünmüş,” der. “Demek ki ben böyle de sevilebiliyormuşum.” İşte onların hediyesi budur.Bir kişi değil, bir ölçü bırakırlar.Kalıcı olmazlar belki ama senden bir şey almazlar.Aksine,kendinle ilgili bir gerçeği geri verirler.Ve bir gün biri geldiğinde aynı huzuru tanırsın.Çünkü birisi sana o kapının var olduğunu öğretmiştir.
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Duvar ördüm ama kalbimi kapatmadım. Sadece biraz geri çektim kendimi. Kırıldım, evet.Ama kırıldım diye sertleşmek istemedim.Çünkü biliyorum.sertleşmek kolay, yumuşak kalmak cesaret ister.Üstüne dikenli tel çekebilirdim.Kimse yaklaşamasın, kimse dokunamasın diye. Ama yapamadım. Bir gün gelecek kişinin canı yanar diye yapamadım.Ben korunmak istiyorum ama masum birinin yaralanması pahasına değil. Belki bu yüzden hâlâ umut var içimde. Çok büyük değil, bağırmıyor, taşmıyor.ama sessizce duruyor.“Bir gün biri gelecek” diyor.Ve sen iyi ki kalbini taş yapmamışsın diyeceksin. Ben hâlâ inanıyorum. İnsan incinse de kötüleşmek zorunda değil. Kalp kırık olabilir ama yine de güzel kalabilir.
Duygu ve Düşünce
Dört yıl önce hayat ikiye bölündü: ameliyattan önce ve sonra. İlk zamanlar her milimetre bir mucizeydi. Ayağın biraz daha sağlam basması, vücudun yeniden hatırlaması.. O hızlı ilerleme insanı sarhoş ediyor. “Demek ki olacak,” diyorsun. “Ben geri dönüyorum.” Sonra bir gün ilerleme yavaşlıyor.Sonra daha da yavaşlıyor.Ve bir noktada zaman akıyor ama beden sanki aynı yerde kalıyor.En yorucu kısmı ağrı değil. Beklemek.Çabalayıp karşılık alamamak.Her gün aynı mücadeleyi verip aynaya baktığında değişimi seçememek. Dışarıdan bakan biri belki hâlâ güçlü der. Ama içeride başka bir savaş var: Ya burasıysa? Ya bundan ötesi yoksa? İnsan bazen geriye gitmekten değil ilerleyememekten korkuyor. Çünkü emek boşa gidiyormuş gibi geliyor. Oysa kimse görmese de her gün yeniden kalkmak, yeniden denemek, yeniden umut etmeye çalışmak başlı başına bir hareket. Sabit görünse bile içeride bir direnç var. Ve direnç de bir ilerleme biçimi. Belki artık mucizeler hızlı gelmiyor.Belki değişim mikroskobik.Ama hâlâ buradasın. Hâlâ deniyorsun. Hâlâ vazgeçmedin. Bazen iyileşme koşmak değildir. Bazen sadece düşmemeyi öğrenmektir. Ve bu da küçümsenecek bir şey değil. Takılı kalmış gibi hissettiğin yerde bile aslında bir şey yapıyorsun.Beklemeyi öğreniyorsun.Sabretmeyi öğreniyorsun.Ve en önemlisi, kendinle kalmayı öğreniyorsun. Bu da görünmeyen bir ilerleme.
Duygu ve Düşünce
“Güçlü görünen insanlar, bazen en çok sevgiye ihtiyaç duyanlardır. Ve en beklemedikleri anda, kalplerindeki duvarları aşan biri gelir.”
Duygu ve Düşünce
Adım Şule. Karanlıkta bile sönmeyen küçük bir ışığın adı. Yakmayan ama ısıtan, yol gösteren bir alev gibi eski şairlerin gecede gördüğü umut parıltısı. Benim ismim gürültülü bir ateş değil, sessizce var olan, içten gelen bir ışık. Belki de bu yüzden ne yaşarsam yaşayayım, içimde hep yanmaya devam eden bir şule var.
Duygu ve Düşünce