Başta "et yememek" gibi basit görünen bir kararla başlayan hikâye, sayfalar ilerledikçe içime işledi, hatta bazı yerlerde boğazımı düğümledi.
Yeong-hye’nin bir sabah kalkıp “ben artık et yemeyeceğim” demesiyle başlayan bu hikâye aslında o kadar derin ki, sanki tek bir cümleyle tüm hayatına başkaldırıyor. Ama ne bağırıyor, ne isyan ediyor. Sessizce kayıyor elinden her şey. Bu sessizlik beni çok etkiledi.
Han Kang’ın dili çok sade ama tam da bu sadelik sayesinde insanın içine işliyor. Karakterlerin iç dünyası o kadar iyi anlatılmış ki bazen durup birkaç saniye düşündüm, "ben olsam ne yapardım?" diye. Özellikle Yeong-hye’nin yalnızlığı, kadın olmanın, “uyumlu” olmanın yüküyle nasıl ezildiği… çok tanıdık geldi bana.
Vejetaryen, bittiğinde içimde tuhaf bir boşluk bıraktı. Sanki biri bir şey söyledi ama kelimeler yerine sadece duygularla… Hani konuşsa zaten bu kadar derin olmazdı.Uzun süre unutamayacağım ve üzerine düşüneceğim bir yolculuk oldu benim için....