Kadınlar gündüzleri gençleşiyor, çocuklar ise hep çocuk kalıyordu. Bu mutluluk ilişkisi, perdelerin çekilmesiyle sona ererdi çünkü eve dönerdi akşamları erkek gölgeler. Geceleri yaşlanırdı kadınlar ve geceleri büyürdü çocuklar. Nikotin çubuklarının, nadir mutlulukların, karı-koca ya da kardeş kavgalarının dumanını absorbe ederek karanlık gecelere, sessiz gözyaşlarına ve düşsüz uykulara dönüştüren perdeler; ev sakinlerini etobur bir bitki misali hapsedip, yavaş yavaş büyütüp, askeri okullara ya da üniversitelere uğurlayıp, evlendirip, kocatıp, yeri geldiğinde de öldürüp hiç acele etmeden sindirerek kendi azot ihtiyaçlarını giderirlerdi.
Göbek bağıyla bağlıyızdır bazı limanlara, zincirlerimiz vardır bizi sabitleyen, kazığımız bir merkeze çakılıdır. İçinde bağırıp çağırmamıza, korkunç görünmemize, düşman addettiğimiz yabancıları korkutup kaçırmamıza izin verilmiş ufacık, minicik bir bölgemiz vardır. Kilometrelerce uzağa gitsek bile tek bir adım dahi atamayız etrafı tanıdık kokularla çevrelenmiş o görünmez çemberin dışına. Tasmamızın esnediği kadardır yarıçapımız. Yaşam vardır yaşayamazsın, ölüm vardır ölemezsin. Şiirlerle şarkılarla avutursun kendini. Bir bilmecedir bu, çözemezsin. İpini koparıp kaçamaz, dişini göstersen de ısıramazsın.