"Hayat adaletsizliklerle dolu ancak bir de zaman gerçeği var. Ne kadar paranız olduğunu bilirsiniz ancak ne kadar zamanınız kaldığını asla bilemezsiniz. Şartlar ne kadar olumsuz olursa olsun; her kişinin biricik görevi ve sorumluluğu yaşamını vicdan, etik ve anlamlar çerçevesinde sürdürmektir. Bu her şeyden önce kendinize olan sorumluluğunuz ve öz saygınızdır. Yenilgiyi en baştan kabul etmek, korkup sinmek olsa olsa ancak korkakların davranışıdır. Sadece vicdanlı kalabilmek bile anlamlı bir yaşam ve yolculuktur."
Ben insanın bireysel varoluşunu da bir dereye benzetirim. Küçük bir akıntı, dar bir yataktan akarak çay olur, yeni dallar alarak genişler ve nehre dönüşür. Zamanla coşan sular sadece küçük taşları değil, kayaları da önüne katar. Sonunda nehir yatağı fazlasıyla genişler, suyun akışı yavaşlar ve akıntı büyük denize uzanarak bütünün içine kaynar ve ummanın parçası olur. Bu nedenle hayat sofrasında doyan ve tok kalkacağını bilen kişi ölüm korkusu yaşamaz, çünkü değer verdiği şeylerin devam edeceğine inanır.
Bu ölüm,geride kalanlarda bir yandan memuriyetle ilgili olası yükselme,yer değiştirme hesaplarına yol açarken,bir yandan da ölenin yakın bir dost olduğu durumlarda hemen hep olduğu gibi “ölen ben değilim o” duygusundan kaynaklanan bir sevinç de yaratmıştı.