Zaman akıp giderken hayatın anlamını belirleyen şey ona neyi ne kadar nakşettiğimizdir. Her acı, her sevinç,her haz ya da her keder hayata nakış gibi işlenmiyor; eğreti duruyor bazısı, veya üstümüzden geçip giden kuş misali değmiyor, dokunmuyor bize. Dokunanlarsa yakıyor, yıkıyor, yapıyor, bozuyor, kılcal damarlarımızdan kalbe sızıyor, sonra tüm vücudumuza yayılıyor. Karman çorman bir nakışa dönüşüyor tenimizin altında, üstünde. Tenimizin altındakidir bir yüzümüz, üstündekiyse aynaya yansıyan kibrimiz.
Yorucu, sıkıcı, üzücü şeyler olmuyor mu? Oluyor tabii ama takılıp kalmıyorum onlara. Ben anı yakalamaya odaklı bir anlayışla hayatın keyfini çıkarmaya bakıyorum. Dünyaya bir kere geliyoruz. Yaşadıklarından tat al, boş ver gerisini.