Mehmet Şah Çiçekdağ

Mehmet Şah Çiçekdağ
@SurJanMehmet
Her kitap, yeni bir yolculuk; her satır, farklı bir pencere. Okudukça düşünür, düşündükçe yazarım. Kitaplar benim için yalnızca bilgi değil, aynı zamanda ruhun ve hayal gücünün en güzel yol arkadaşlarıdır.
Call Center Manager
Lisans
Mardin
1 okur puanı
Eylül 2025 tarihinde katıldı
Allah'ım bu kalabalıkta yalnızım biraz Yalanın üstüne kurmuşlar tahtı, Gerçeği gömenler, kendini kral sandı, Herkes satılık, etiketi kendi bastı
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yalanın üstüne kurmuşlar tahtı
Herkesin yüzü var, ama hiçbiri kendisi değil. Biraz gül,biraz sus, bu oyun sahteyle pişmiş. Haklıyım desem suç, sustum desem gizli fiil. İsyan ettim ben, çünkü kalbim hâlâ temiz. Hayat mı adil? Hayır, sadece güçlüye dost. Dürüst ol dediler, sonra dürüstü yaktı post. Sevgi mi kaldı? Herkes rol yapıyor dost. Ben maske takmam, yüzümde yara var,kost değil! Ben isyankârım, eğilmem, kırılmam! Dünya dar gelse de,kalbim uyanık kalır! Zincir vursan da,ruhum yalanı tanımaz! Küllerimden doğarım,kendim için yanarım! Her söz bir yara, her dost biraz hain. Gerçek ol,derler, ama gerçek hep yalnız kaldı. Korkak kalabalıklar,yalanla alkış aldı. Ben tekim ama dikim,çünkü içim yanmadı! Yalanın üstüne kurmuşlar tahtı, Gerçeği gömenler, şimdi kral sandı. Herkes satılık,etiketi kendi bastı, Ben isyan ettim,çünkü vicdan sustu! Bağır şimdi! Ben senin oyuncağın değilim! Duvarları yık,parçala her zinciri! Sevgi kalmadı,yankı dolu bir sessizlik! İçimde ateş var,duysun herses sesimi! Beni susturamazlar, çünkü sesim geçmişten, Her darbede öğrendim,kalmak neymiş savaşta. Yıkılmam dedim,çünkü diz çökmek başka, İsyan doğuştan,karakter değil maske! Hayat pazarlık değil, ruhum satılık değil, Kalbim yanmış olabilir,ama hâlâ beyaz. İnanç dedim,ama inanç kaybolmuş, Tanrım,bu kalabalıkta hâlâ yalnızım biraz! Ben isyankârım, eğilmem, kırılmam! Dünya dar gelse de,kalbim uyanık kalır! Zincir vursan da,ruhum yalanı tanımaz! Küllerimden doğarım,kendim için yanarım! Gözümde ateş, dilimde öfke, Her satırım direniş,her kelimem kelepçe. Eğer bu hayat tiyatroysa,ben perdeyi yırtarım, Çünkü ben İSYANKÂR’ım,susturamazlar, ANLADIN MI?!
Şiir
Kaydırırken Kayboluyoruz! Yuval Noah Harari
Bir zamanlar bilgiye ulaşmak zordu. Bugün bilgi her yerde… ama anlam hiçbir yerde. Ne kadar çok “bağlanıyoruz”, o kadar kopuyoruz. Otobüste, trafikte, yemekte... Parmaklarımız aynı ritimde: kaydır, geç, izle, beğen. YouTube’da “sıradaki video”, Instagram’da “sonsuz akış”, TikTok’ta “bir dakika daha”… Zaman geçmiyor, biz geçiyoruz. Kaydırıyoruz. Görüyoruz. Unutuyoruz. Zihnimiz doluyor ama farkındalığımız azalıyor. Ekran parlıyor, insan kararıyor. Ve her parmak hareketi, sistem için bir sinyal. Ne kadar izliyorsun, neye gülüyorsun, nerede duruyorsun — hepsi kaydediliyor. Ürün artık senin ilgindir; satılan şey senin dikkatin. Aslında ortada bir rastlantı yok. Bu, iyi tasarlanmış bir dikkat ekonomisi. Bugünün “üst aklı” artık ideolojiyle değil, algoritmalarla yönetiyor. Zihin savaşları yerini sessiz stratejilere bıraktı. Artık “ikna etmek” değil, alışkanlık kazandırmak önemli. Çünkü dikkatini alan, düşünceni de alır. Yuval Noah Harari’nin dediği gibi: “Gelecekte en değerli şey, bilgi değil; dikkatin kime ait olduğu olacak.” Ve bugün o gelecek, çoktan başladı. Sorun teknoloji değil. Sorun, kimin ve ne amaçla kullandığı. Tasarımın niyeti, kullanıcının bilincini biçimlendirir. Kaydırmak bile öğrenilmiş bir davranıştır: Bir parmak hareketiyle milyonlarca insanı yönlendirmek artık mümkün. Üst akıl, artık siyasetle değil, psikolojiyle yönetiyor. Bir fikri dayatmak yerine dikkati dağıtmak yetiyor. Ve biz farkında olmadan, dijital sessizliğin ortasında kayboluyoruz. Bağlantılar artıyor, bağlar zayıflıyor. Veri büyüyor, bilinç küçülüyor. Kimse manipüle edildiğini fark etmiyor — çünkü herkes “özgürce kaydırdığını” sanıyor. Gerçek farkındalık, durabilme cesaretidir. Kaydırmayı değil, düşünmeyi seçmek. Tüketmeyi değil, anlamayı seçmek. Bağlanmayı değil, bağ kurmayı
Alıntı
Öngörü: Geleceği Tahmin Değil, Okuma Becerisidir
İnsan bazen gözleriyle değil, sezgisiyle görür. O an, geleceğin sessiz bir fragmanını izliyordur; fark etmez. Öngörü, tahmin değildir. Kahve falı hiç değildir ☕ O, deneyimle sezginin kesiştiği kavşaktır — geçmişin verisini, geleceğin olasılıklarıyla birleştirme sanatı. Bir lider, ekibindeki sessizlikten yaklaşan değişimi sezebilir. Bir danışman, müşterinin nefesindeki tereddütü fark eder. Bir öğretmen, öğrencisinin gözlerindeki uzaklaşmayı anlar. Hepsi aynı becerinin yansımasıdır: farkındalıkla görmek. Seneca der ki: “Bilge kişi, geleceği tahmin etmez; olasılıkları hazır karşılar.” Öngörü tam olarak budur — yaşanacak olana hazırlanmak, yaşanmadan önce anlamaktır. Peki nasıl gelişir bu beceri? Birincisi gözlem. İnsanları dinlemek değil, okumaktır. İkincisi sorgulama. “Neden?” sorusu, öngörünün yakıtıdır. Üçüncüsü empati. Çünkü davranışların kökü duygularda saklıdır. Ve sonuncusu: mizah. Evet, ciddi söylüyorum. Zira her şeyi fazla ciddiye alan biri, detaylardaki espriyi kaçırır. (Öngörülü insanlar genelde daha çok güler; çünkü aynı sahneyi iki saniye önce görmüşlerdir.) Atatürk’ün sözünü hatırla: “Yalnız bugünü değil, yarını da düşünmek lazımdır.” Çünkü öngörü, yarını bugünden inşa etme becerisidir. Mantığın yönünü çiz, Sezgine alan aç, Çünkü geleceği görmek, onu anlamaktan geçer.
Alıntı