Kimi geceler, deli dolunay tepemize çöktü çökecek gibi oluyor – göğe bakılır, haliyle !
Her şeyi yazmıyorum, korkuyorum. Yazarsam çok da dağılacağım gibi...
Sessizliğin bölüşülebileceği insanlar yok burada. Kalık, geleneksel, geçerli, çağa uygun, yüzeyler amaçlar var ve tüm bunların alegorik temsilcileri gelip bu çölü yurt edinenler.
Geçmişin peşine yalnızca düşlerde düşülebilir sanıyorum, uyanınca, bir bir sözcüklere dökünce iç sesiyle, karanlık imgeleri. Ve ben de böyle yapıyorum, sanki yüzyıllardır... Öyle korkunç bir otoqnaliz ki bu artık her şeyi bilmek (megalomani ya da gnostizm değil bu) bir bıkkınlık veriyor, sıyrılmak istiyorum bu iç ve dış kuşatılmışlıktan, anlamlandırmadan, dile getirmeden, dilden götürmeden... Olmuyor !Herkes sözcüklere doğuyor, içlerinde yaşıyor, onlarla yapılanıyor ama bunun böyleliğinin ayrıdında olmak "gerçek gülünç acı"; insanın kellesini uçurası geliyor. Hayali "ben"le toplumsal "ben" arasındaki uçurum sözcüklerin yalnızca araç olarak kullanılmasını terk ettikten sonra gerçekleşiyor, yani bu uçurumun oluşturulmasındaki derin dil etkisi ancak sonra yine dilin traji-komik kullanımıyla dışlaştırılabiliyor,biraz,ve belki yaşama o zaman eklenebiliyoruz, biraz...