1000Kitap Logosu
Defterler
Defterler
Defterler

Defterler

OKUYACAKLARIMA EKLE
9.3
112 Kişi
327
Okunma
136
Beğeni
3.072
Gösterim
535 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 15 sa. 9 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Everest Yayınları · Ekim 2016 · Karton kapak · 9786051850382
Nilgün Marmara'nın günlüklerinin, "Kırmızı Kahverengi Defter" adıyla izinsiz bir şekilde yayınlanmasından itibaren başlayan yanlış anlamalar, yersiz kuşkular, haksızlıklar, aşırı yorumlar silsilesine bir son vermek amacıyla eksiksiz olarak yayınlanan Defterler, Nilgün Marmara ile ilgili soru işaretlerini ortadan kaldırıyor. Defterler ile Nilgün Marmara adı etrafında dönen spekülasyonlar, yalan haberler, yanlış ithaflar sona eriyor. Defterler, gündelik yaşama, çevresine, ilişkilerine bakışını yansıtarak, şimdiye kadar bilinenden, varsayılandan farklı bir Nilgün Marmara portresini de gözler önüne seriyor. Günlükleri bir araya getiren Defterler'in ardından, şairin geride bıraktığı notlar, yazılar ve fragmanlardan oluşan Kağıtlar yayınlanacak.
6 mağazanın 5 ürününün ortalama fiyatı: ₺38,47
9.3
10 üzerinden
112 Puan · 22 İnceleme
Kitapzede
Defterler'i inceledi.
535 syf.
·
Puan vermedi
Birden fazla kez yazdım bu değerlendirmeyi, bilemedim çünkü; kırmadan dökmeden, kalemimi hoyratlaştırmadan nasıl izah edebileceğimi bilemedim. “Defterler” 535 sayfa, siz bunu peşinen ikiye bölebilirsiniz, zira orijinal metinleri de kapsıyor. Yani, yazanının elinden çıktığı şekli, kitaba dahil edilmiş. Raf fiyatı 43 lira. O kadar çok sorum var ki, maalesef bir kısmını törpülemem ya da yumuşatmam, çeşitli denemelerime rağmen mümkün olmadı, ben de içimden geldiği gibi soruyorum. Kimdir mesela Nilgün Marmara? Niçin günlüklerine kadar basılıp kitaplaştırılmış? Ölmeden önce edebiyatımıza hangi eserleri kazandırmış? Birebir tanışıklık ve arkadaşlık içinde olduğu ünlü yazarlarla nerede tanışmış, Cemal Süreya, Ece Ayhan, İlhan Berk liste uzayıp gidiyor. Ölüm yaşı 29 olan biri için biriktirilen bunca insanın menşeini merak ediyor, ama esaslı bir kaynak bulamıyoruz. Defterler, eşi Kağan’ın iş için gittiği Libya’nın Tobruk kentinde başlıyor. Marmara da eşinin yanında birkaç ay geçirip oradan eşe dosta bolca mektup gönderiyor. Temize çekilmeden önce de defterlere yazılıyor. İlk 200-220 sayfa bu mektuplardan oluşuyor (yine sayfa sayısını ikiye bölün) . Yazılan kişiden kişiye üslup farklılığıyla anlatılan şey hep aynı. Evin içine dolan kum, evdeki fareler, çöl ve onun birebir söylemiyle “şantiyedeki gerzek karılar”. (Diğer birkaç çalışanın eşi) . Mektubun adresi x kişi isimsiz bir arkadaşsa, dil “gerzek kelimesi Gerze’den mi gelir” şeklinde yuvarlanırken, ünlü bir şaire yazılıyorsa şu yazardan şu makaleyi okudun mu diyerek form buluyor. Elbette alıntıyı da ekliyor. :) Önce kolej sonra İngiliz Dili ve Edebiyatından mezun, dile yazarlara, yaşı tecrübesi elverdiğince hakim. Yine genç yaşta intihar eden Sylvia Plath üzerine yazıyor bitirme tezini. (Hayranı demeye gerek var mı bilemedim) Kelimelerle oynuyor, bazen bilinçli olarak deforme ediyor, kendince tekrar yoğurup şekillendiriyor, böylece kendine has bir dil yaratma gayreti de var. Libya onun için bi nevi inziva, kendini dinleme yeri. Dönebilir, kalabilir bu bir zorunluluk değil, yine bilinçli tercih. Hep aynı ortamda yapacak bir şey bulamadan, durağan bir hayat yaşananın sıkıntısını anlarım. Bir kişiye üç kişiye neyse artık, olduğu yerdeki rahatsızlıklarını, ortamı anlatmasını anlarım, fakat; defalarca defalarca aynı şeyi ufak tefek farklarla bu kadar çok kaleme almasını anlamakta yetersiz kaldım. Mektuplar bitince yazdığı oyun başlıyor, o da elli altmış sayfa kadar (ikiye bölün lütfen). Oyunun ismi, bir oyun yazıyorum söylemi, neredeyse oyunun kendinden daha uzun. İki kişilik oyunda, oyuncular çırılçıplak olacak, ismi “Sırttaki Mor Yürek, Sırtındaki Yürek, Sırt Kalp, Sırt Yürek, Sırtlan Yüreği” vs vs. Yaşasaydı oyunu sahnelenir miydi? Nasıl bir başarı sağlardı? Yine soru işareti. Oyun sonrası çöl döneminde okuduğu kitapları değerlendiriyor, notlar alıyor. Bazılarını ben de okuduğum için, tekrar okusam satır satır söyleyeceğim başka sözler de olacak. Hele okuduğum için net bildiğim Freud’un “Totem ve Tabu” kitabı, madde madde özet çıkarılmış, muhtemelen ezbere katılmak istenen kısımlar listelenmiş. Okuduğu her yazardan, her eserden etkilendiğini özgün kalmakta zorlandığını gördüm, kaldı ki onun kalemini, tesirinde kaldıklarından arındırmak için, bir okuma listesi oluşturup süzmek, karşılaştırmalarla mümkünsüz değil. Gençtir heyecanlıdır, çok okuyanın kendini çevresel faktörlerden ya da okuduklarından izole edip, ari bir dil oluşturması zordur, bu benim bile kitapları değerlendirirken çekindiğim durum. Nerdeyse anı anına okuduğu eserleri paylaşma konuşma, karşılıklı eleştirme arzusu belki onu her okuduğunu, yazdığına yansıtır hale getirmiştir. Ben bunu hep genel olarak, yeni öğrendiği kelimeyi olur olmaz her yerde kullanan çocuk literatürü olarak değerlendiriyorum. Yaşamı boyunca yayımlanmış eseri yok, eşi şiir yazdığından haberim yoktu demiş (kimler neler demiş? Ölümü dahil pek çok spekülatif şey var) Oysa mektup yazdığı şahıs şairse, şu şiirimi de ekliyorum diyerek, onlara şiirlerini göndermiş. Aldığı notlar arasında rüyaları da var, tutulan bir günlük dahi olsa, rüyamda babamla ilişkiye giriyordum diye “ensest” ilişkinin neden kişisel kalsa bile, kayıt altına alındığını yine anlamlandıramadım. Çok mu yazdım acep :) Neyse sona geliyorum. İntihar mektubunun da yer aldığı kitapta, eşine şiirlerini yayımlatabileceğini söylüyor. Sevdiklerinden, canından geçmiş birinin, ölmeden önce şiirlerini daktilo edip, intihar notuna iliştirmesi yine yeni bir soru işareti. Daha da yazmamak için tutuyorum kendimi. Son iki sorumdan ilki, neden kitapların eşinin soyadı ile basılmadığı. Edebiyat camiasında en az bir kitabı olsa ve o kitapla tanınırlık kazansa? İkinci ve son sorum verdiğim 43 lira nereye gidiyor? Marmara kitaplarının geliri nasıl değerlendiriliyor. Kitabı tavsiye listeme almadım. Sevenlerini üzmemek için de, birçok düşüncemi içime attım. Ama şunu anladım ki, gerekli çevreye sahipsen, edebi başarın/başarısızlığın ne olursa olsun, öldükten sonra bile ünlendirilebilirsin. Saygılarımla..
Defterler
9.3/10
· 327 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
67
Nilgün Marmara
Uzun uğraşlarıma rağmen malesef bu kitabı bulamadım. Elinde olan varsa ve ödünç vermek isterse çok sevinirim. :) Temiz okurum merak etmeyin. Kitabın yeni baskısı yok. Eski basımlarına sahaflarda da ulaşabilmek mümkün değil. İnternette bulan olursa link de atabilir.
Defterler
9.3/10
· 327 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
5
Büşra T.
Defterler'i inceledi.
535 syf.
Kitap incelemesi değil, bir Nilgün hasretidir bu.
Nilgün... İç yangınım. Hüzün sebebim. Ruhuma bir anne gibi sahiplendiğim. Sahipsiz bırakılmış gibi hissedilme sebebim. Yıllar, yıllar önce bir yerde denk geldiğim bir söz vardı. Kısacık bir söz; "Hayatın neresinden dönülse kârdır." Okumakla bertaraf olmuştum sanki o an. O an varoluştan yok oluşa giden tüm yollar gözümün önüne serilmeye başlamıştı. Bu sözün kime ait olduğunu öğrenmek için internete yazdım. Eli çenesinde, yorgun, gülmeye yeltenmiş ama becerememiş, küçük bir kız çocuğu gibi kaşlarının hizasına kadar kesilmiş kahkülleri olan, yüzünde tanımlayamadığım anlamlar taşıyan bir kadın çıktı karşıma; - Nilgün Marmara. O an sahiplendim onu. İçime yerleştirdim. Hüznüme arkadaş eyledim. Beni anlayacağına emindim. Biraz araştırdıktan sonra, hüznüme arkadaştan ziyade, hüznümün sebeplerinden biri de o oldu. Sanki yıllar boyunca annesini arayan, bulduğu gün onu toprağa gömen bir evlat gibi hissettim o gün kendimi. Eli çenesinde olan, üzerinde "Hayatın neresinden dönülse kârdır." yazısı bulunan fotoğrafın çıktısını aldım. Odamda, yatağımın tam karşısına astım. Sonra oturup karşısına saatlerce ağladım. Anlatıp anlatıp ağladım. Sanki beni dinliyordu. Sanki beni hissediyordu. Baktım ağladım, konuştum ağladım, sustum ağladım. Uyudum, uyandım yine ağladım. Onun dertleri yetmezmiş gibi bir de ben tüm derdimi sıkıntımı ona açtım. Mahzun mahzun eli çenesinde dinledi beni. İçselleştirdiğim oldu benim. Nereye gidersem gideyim, içimde taşıdığım oldu. Bu kitabı ise uzun süredir okuyup okumamak arasında kararsız kaldım. Defalarca elime aldım, defalarca geri bıraktım. Çünkü okumadığım son kitabı buydu. Bunu da okuduğumda sanki konuşacaklarımız tükenecekmiş gibi hissediyordum. Başlamaya cesaret edemediğim bu kitabı bugün bitirdim, konuşacaklarımız tükenmenin aksine daha çok arttı. Eşi Kağan'ın işi dolayısıyla gittiği Libya'da yaşadığı iç sıkıntısını anlattığı mektupları, günlükleri ve karalamaları bulunan bir kitap bu. Aslında hiç basılmaması, okutulmaması gereken, Nilgün'ün basıldığından, yayımlandığından haberi dahi olmadığı bir kitap. Çünkü bu kitap basıldığında o çoktan ırmağın akışına müdahale edip, hayatına son vermişti. Okunması için yazılmış şeyler değil bu kitapta bulunan hiç bir şey. Hepsi bir iç sıkıntısının yansıması. Ve bir intihar mektubu. Gerisi kocaman bir hiçlik.. Herkese hitap eden bir kitap da değil. Sebebi ise okur çoğunluğunun kitapta bir kurgu, olaylar zinciri vs. arıyor olması. Ancak "Defterler" canı sıkıntı sınırında olan bir kadının içini kağıda dökmesi ve ölümünden sonra eşi tarafından tüm bu günlüklerin bir araya getirilmesinden oluşturulmuş bir kitap. Boğazım düğümlenerek okuyup bitirdim ben. Bu Defterler şimdi içimde ayrı bir yangın yeri. Nilgün.. Hüzün sebebim. Rahat uyu, kuşlara iyi bakacağız.
Defterler
9.3/10
· 327 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
24