Şimdi Dava hakkında konuşurken insanın içi biraz garip oluyor. Daha ilk sayfalardan insanın yakasına yapışıyor. Hani bazen sabah uyanırsın da içinden sebepsiz bir huzursuzluk olur ya… İşte kitabın hissi tam olarak o. Kitabın başında Josef K. bir sabah uyanıyor ve adamı tutukluyorlar. Ama ortada ne suç var, ne açıklama var. Adam diyor ki “lan ben ne yaptım?” kimse doğru düzgün cevap vermiyor. İşte tam burada Franz Kafka bize aslında mahkemeyi falan anlatmıyor. Adamın derdi bambaşka. Düşün şimdi… Hayatta bazen insan kendini suçlu gibi hisseder ama nedenini bilmez ya. Sanki görünmeyen bir mahkeme var. Patronun bakışı, toplumun beklentisi, aileni hayal kırıklığına uğratma korkusu… Hepsi görünmez bir dava açmış sana. Sen de Josef K. gibi koşturuyorsun “Ben ne yaptım lan?” diye. Ama cevap yok. Kitapta mahkemeler var ama ortada gerçek bir adalet yok. Hakimler var ama kim oldukları bile belli değil. Kurallar var ama kimse açıklamıyor. Kafka sanki bize şunu diyor gibi: “Oğlum dünya zaten böyle bir yer.” Bürokrasi, sistem, toplum… hepsi kocaman bir labirent. Sen de içinde dolanıp duruyorsun. En acayip tarafı şu Josef K. başta çok dik duruyor. “Ben suçsuzum kardeşim” diyor. Ama zaman geçtikçe sistem adamın psikolojisini kemiriyor. Yavaş yavaş adamın kafasına bir kurt düşüyor: “Lan acaba gerçekten suçlu muyum?” İşte Kafka’nın olayı tam burada. Çünkü sistem bazen seni suçlu olduğuna bile ikna edebiliyor. Okurken bazen diyorsun ki “bu ne saçma mahkeme lan”. Sonra bir anda fark ediyorsun ki aslında kitap mahkemeyi değil insanın çaresizliğini anlatıyor. Hani bazı durumlar vardır; ne yaparsan yap çıkamazsın içinden. Derdini anlatamazsın, açıklama alamazsın. İşte Dava tam o hissin romanı. Ama kitabın en sağlam tarafı şu: Kafka sana hiçbir şeyi açık açık söylemiyor. Adam böyle gizli