Bir Kadın öyle süslü cümlelerin, edebiyat kasmanın kitabı falan değil; bildiğin dümdüz hayatın kendisi. Annie Ernaux burada annesini anlatıyor ama öyle “canım annem” romantizmi yok, filtresiz, makyajsız, olduğu gibi. Bazen seviyorsun, bazen boğuluyorsun, bazen de “ben buna mı dönüştüm lan” diye kendinle yüzleşiyorsun. Olay’daki gibi soğuk bir mesafe var; duygunu bağırarak değil, sessiz sessiz boğazına düğüm yaparak veriyor. Yalın Tutku’daki o çıplak dürüstlük de aynen burada: utanma yok, acıma yok, kendini aklama derdi hiç yok. Anne-kız ilişkisini alıp masaya yatırıyor, ne kutsallaştırıyor ne de yerin dibine sokuyor; “hayat böyle işte” diyor, bırakıyor. Okurken bazen anneni düşünüyorsun, bazen kendini, bazen de “ben de bir gün birinin yükü mü olacağım” diye içinden bir ürperti geçiyor. Kitap kısa ama etkisi uzun; bitince öyle kapağı kapatıp geçemiyorsun, bir sigara yakıp boşluğa bakma isteği geliyor. Ernaux yine yapmış yapacağını: az laf, çok tokat.
Bir kadın için evlenmek ölüm kalım meselesiymiş; iki kişi daha iyisini yapma umudu ya da kesin batış. Yani
"bir kadını mutlu edebilecek" erkek tanımak
gerekiyormuş. Doğal olarak, zengin bile olsa, elektriksiz bir köyde size inek sağdıracak bir çiftçi değil.