İnsanın gücünü kendinden güçsüzlerle sınamaya kalkması yahut kırıp dökerek kendince terbiye vermeye soyunması ne mertliğe ne hakkaniyete sığıyordu. Bir başkasında yaralar açmaya cüret etmek günahların en fenasıydı.
Böyle kendi kendini deştiği savaşlardan galip çıkmanın da mümkün olduğunu sanıyordu üstelik, ne garip. Bu kavganın bir kazananı olamayacağını, çünkü savaşların zaten herkesin çoktan kaybettiği bir yerden başladığını, bütün bu sefil kavgaların sadece kaybedenler arasında yapıldığını bilmiyordu.
Geride kalanlar, sadece kendilerinden vazgeçildiğini düşünmektense, gidenin koca bir hayata tümden boş verdiğine inanmayı yeğlerlerdi. Geride kalmak, özlenenin ayağına takılmayı bekleyen yapayalnız bir taştı.