Şeyda

Deliliğe Övgü- Erasmus
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Uzun zamandır Tv izlemiyordum. Bu sabah haberler denk geldi, baktım. Yurt dışından “çöp” ithal ediyormuşuz. Kendi çöpümüzü bile ayrıştıramıyoruz. Kaç sene önce başladı plastik, cam, kağıt atık ayrı toplanma uygulaması. Bir projeden beklenen sonuç alınmıyorsa, yeteri kadar bilgilendirilmediğinden, farkındalık oluşmadığındandır. Halktan alınan paralar fazla gelecek ki bilinçlendirmeyi artırmak yerine parasını verip dışarıdan alıyorlar. Ülkemizde her şeye “geçici” çözümler bulunuyor, temeli düzeltmeye, değiştirmeye çalışan yok. Artık yerimizde de saymıyor, geriliyoruz. Tüketim toplumu haline getirildik. Üretemiyoruz. Çöpümüzü dahi değerlendiremiyoruz.. Üzülüyorum gerçekten çok üzülüyorum. Gelişmek için bireysel olarak ne yapmamız lazım bunu düşünüyorum. Lütfen siz de düşünün. Bu ülke hepimizin ve böyle yönetilmeyi hiç hak etmiyoruz!
Sergime davetlisiniz :)
Boyadığım taşları görmek isterseniz bağlantıya tıklayıp fotoğrafları yana doğru kaydırmanız yeterli. :) instagram.com/p/BsXmzQFhhGp/?... Senelerden 2017.. Aylardan aşk’ın b’aşk’a olduğu kasım.. Antalya konyaaltı plajındayım. Güneş denize vuruyor görünse de içimde hissediyorum sıcağını. Yere bakıyorum gözün alabildiğine taş, karşıya bakıyorum gözün alabildiğine mavi. İkisini de alıyor gözüm ve dilimden şarkıyla akıyor: “Bekler sahilde meltem içimde fırtına, Yeniden de sevebiliriz Akdeniz.” Şarkıyı söylerken video çekip kaydediyorum bu an’ı ölümsüzleştirmek için. Ama yetmez, bir şeyler daha lazım diyorum. Yere eğilerek taşlara bakıyorum sonra tek tek elime alarak dokunuyorum, yumuşacıklar. Oysa gerçekte ne kadar sertler. Dokunduklarımı geri bırakmaya kıyamıyorum. Çantama atıyorum büyüklü küçüklü. O kadar güzeller ki hepsine dokunup, hissedip, bir bağ kurmak, alıp götürmek istiyorum. Hayatımda ilk defa uçağa binip bir günlüğüne gittiğim Antalya’dan, alabildiğim taşlarla ayrılıyorum. Eve geldiğimde taşları çıkartıp bir güzel yıkıyorum, kurutuyorum. Ee şimdi ben ne yapacağım bu taşları, diyorum. En iyisi boyayayım, yeniden hayat vereyim, sevgimi katayım sonra da sevdiklerime hediye edeyim. İyi de benim resmim hiç güzel değil ki, nasıl boyayacağım, diye düşünürken çoktan araştırmaya başlamışım. Öyle güzel şeylerle karşılaşıyorum ki.. Taş boyama sanatı diye bir şey varmış meğer. Akrilik boya ile boyanıyormuş. Hemen boyamı, fırçamı alıp işe koyuluyorum. Seçtiğim bir figüre bakarak boyamaya başlıyorum. Başarıyorum da, nasıl mutlu oluyorum bir ürün ortaya koydukça, ruhumdan verdikçe, sevdiklerimle paylaştıkça.. Sert olan taş nasıl da yumuşuyor ellerimde. O gün bugündür anlıyorum ki sevmek dönüştüyor her şeyi.. Kalp de böyle, dokunmak gerek
Yeni bir defterin ilk yaprağı gibi bugün. Bu yılı karalarken daha çok özen göstereceğim. Kaleme sıkı sıkı tutunmadan, bir gün onun da kırılabileceğinin, bozulabileceğinin fakat hiçbir zaman kalemlerimin tükenmeyeceğinin farkında olarak yazacağım. Bazen büyük başlık atacağım, bazen renkli kalem kullanacağım, bazen paragrafla soluklanacağım, bazense birbirine virgülle bağlı sayfalarca yazı yazacağım. Ve asla defterimin sayfasını kopartma durumuna gelmeyeceğim çünkü bileceğim ki hiç birşey defterimden, sayfalarımdan ve kalemimden daha kıymetli değil.
Bir yolculuk öyküsü
Aylar sonra yeniden o yola çıkmak... Biletimi her zamanki gibi internetten alıyorum. -Kolay gelsin Çanakkale 10 arabasına biletim vardı. -İnternetten mi aldınız? -Evet. Otobüsün ön tarafları dolmadan arka koltuklardan veremiyormuş yazıhaneler.Siz misiniz veremeyen? Nasıl aldım ama,internetten karışan yok çok şükür. Zamanında almaya çok korktuğum kredi kartını iyi ki almışım diyorum. Ne büyük özgürlük istediğin koltuğu seçmek. Dile kolay 3,5 saatlik yolu 4 yıl boyunca haftada iki kez gidip gelmiştim. Nasıl diyorum,nasıl katlanmışım? Bir arkadaşım daha fazla dayanamamıştı da eğitim durumu tayin hakkını kullanmıştı. Ama ben,geri döndüğümde aynı yerde olamazsam korkusuyla, sanki geri dönebileceğim kesinmiş gibi(!) 4 yılımı yollarda geçirdim. Hey gidi günler. Hıh geldi otobüs. Sanki bu muavini gözüm bir yerden ısırıyor. 4 yıl içinde muhakkak karşılaşmışızdır. -Bavulunuz var mı efendim? -Yok. Bavul taşımaya karşıyım. O kadar sık gidip gelince yalnız bir sırt çantasıyla da yolculuk yapılabileceğinin mümkün olduğunu öğrenmiştim. Kaç numarayı almıştım bakayım biletime.35’miş. Pencere kenarı diye aldım koridor çıktı. Bu sistemi hâlâ oturtamamışlar. Neyse ki otobüs boş,yanıma kolay kolay biri gelmez. -35 numara nerede ineceksiniz? -Çanakkale. Canım Çanakkale. Hele bir mezun olayım özlemem burayı diyordum. Özlemişim Çanakkale demeyi bile. -İyi yolculuklar efendim. -Teşekkür ederim. Muavin yanımdan ayrılırken,otobüsün ön tarafı boşken bu kızın ne işi var arka tarafta bakışı atmadı değil. Biga’dan sonra alacaksın zaten ön tarafa biliyorum,bırakta şimdi tadını çıkartayım. Otobüs Trabzon’dan geldiğinden daha yoldayken aracı temizleyip Çanakkale’ye vardıklarında dinlenmek istiyorlar. Onlar da haklı. Yol yoruyor insanı. Bedenin işteyken ruhunun başka yerde olması, aklındaki düşünceler,