Bu kitabı okurken Aziz Nesin’in Zübük romanını anımsadım.
Romanın merkezinde Hacı Ağa karakteri yer alır: Paraya tutkuyla bağlı, çıkarı için her yolu mübah gören bir adam. Dışarıdan bakıldığında namazında niyazında, iyi huylu ve güvenilir bir insan izlenimi verirken; en yakın çevresinin nefretini üzerinde taşır. Servetine servet katmak için siyasetle ilişkilerini güçlendirir, her mecliste boy gösterir ve bulunduğu her ortamı kendi çıkarı doğrultusunda kullanır.
Yaşı 80’lere gelip hastalıklarla yüzleşmeye başladığında ise çare arayışına girer. Ameliyat masasında verilen ilaçların etkisiyle yaşam ile ölüm arasındaki o ince çizgide bir deneyim yaşar. Melekler aracılığıyla yakınlarını ziyaret eder; fakat bu ziyaret pişmanlıkla sonuçlanır. Öldüğünü sanan yakınlarının sevinçlerini ve arkasından konuşulanları duyması, onda bir kırılma yaratır. Günahkârlığını idrak eder; ancak artık ömrünün son demlerindedir.
Sadık Hidayet, bu eserinde din, siyaset, ideoloji, inanç, cehalet ve değişim temalarını güçlü bir hicivle işler. İranlı bir yazar olmasına rağmen değindiği meseleler bize hiç de yabancı değildir. Toplumda dini duyguların nasıl sömürülebildiğini, insanların bu sömürü düzeni içinde nasıl “Hacı”ları “Ağa”ya dönüştürdüğünü çarpıcı biçimde gözler önüne serer.
Hacı Ağa, akıcı ve anlaşılır diliyle hem düşündüren hem de rahatsız eden bir eser. Toplumsal eleştiri seven herkese tavsiye ederim.