Yıllardır yaşadığım yeri bambaşka gözlerle görmeye başlamıştım. Sanki bu koca kenti ilk defa görüyor ve sadece onun gözleriyle bakıyordum. Anladım ki aşk gözlerini kaybetmekti zaten. Sesini kaybetmekti, tümden kaybolmaktı. Başkasının gözünden bakıp ağzıyla konuşmaktı. Aşk yakalandığım en kişiliksiz hastalıktı.
Aşık olmak için sebebe, soy ağacına iyi tutulmuş bir çeteleye ihtiyacım yoktu. Her aşık onun herkeslerden başka olduğuna inanır. O güne dek sabırla beklediği tek şeye kavuştuğuna ve bundan sonra onsuz bir hayatı yaşamaya takati olmadığına. Bir sebebe ihtiyaç duymadan peşinen bunları kabul eder. Ben de öyle yapmıştım.