Bu bir balo değildi. Hatta Gazi Mustafa Kemal'in dansı ve eğlenceyi de pek düşündüğü yoktu. Maksat, harem perdesini yırtarak yeni başkentin hiç olmazsa inkılapçı takımını kadınlı erkekli buluşmalara ısındırmak ve alıştırmaktı.
Yeni icat eğer matbaa ise, softa gelir, kapısında durur, "Makinede Kur'an basılmaz," der, "Pekiyi, mektep kitabı basacağım," dersiniz olmaz, "Kitabın içinde Allah sözü, matbaa mürekkebinde domuz yağı vardır," der.
Fransız tahtına hak iddia eden prenslerin Fransa'da oturabilmelerine daha bu sene izin verilmiştir. İsviçre uzun müddet, komünist partisini kanun dışı etmiştir. İşte iki büyük demokrasi ki birinde sağdan bir tehlikenin, ötekinde soldan bir tehlikenin vatandaş hak ve hürriyetlerinden faydalanmalarına müsaade edilmemiş olduğunu görüyoruz.
Biz sağcı dediğimizde ırkçılığı, bu eşsiz büyük yalanı ve batılı kast ederiz. Irkçılık, Türk bütünlüğünü ve birliğini, bu memleket halkının tek kültür içinde tabii yoğruluşunu tehdit eder.
Biz sağcı dediğimiz zaman, irticai, yani şeriatçı ve tarikatçıyı, gerçek
Müslümanlığın da reddettiği batıl itikatçılığı kast ediyoruz. Dinine bağlı olandan inkılaba zarar gelmez. İnkılabı tutanlar, benimseyenler ve savunanlar arasında temiz vicdanlı Müslüman vatandaşlar sayılmakla tükenmez. Dindarlıkla şeriatçılık arasındaki sınırı çizmek hiç de güç değildir.