Neden başlığı bu şekilde yazdık diye merakla incelemeyi okumaya başlamış olan sizlere başlangıç olarak şu bilgiyi verelim. Kitap tarihi olayları, kendi hezeyanları ile harmanlayarak asıl amacını okuyucuya telkin etmeyi amaçlıyor.
Kitabı okumaya başladığımızda çok farklı bir bakış açısından yazıldığı izlenimini versede ilerleyen sayfalarda, Lozan antlaşmasının bazı kesimleri nasıl rahatsız ettiğini, nasıl planlarına sekte vurduğunu anlamaya başlıyorsunuz. Bu noktada yazarı araştırma ihtiyacı hissediyorsunuz ve derin bir araştırma gerek duymadan, basit bir araştırma ile yazarın röportajları, makaleleri ve çalışmaları ile karşılaşıyorsunuz. Peki bu çalışma, makale ve röportajların içeriği ne ? İçeriği ve fikir yapısı kısaca; Osmanlıdan günümüze Kürtlere, Ermenilere, Rumlara ve diğer azınlıklara yapılan akıl almaz zulümler, isyanların haklılığı, PKK, YPG gibi Abd menşeili ve destekli oluşumların haklılığı! Daha da kısası, tam anlamı ile Türklere ve Türklüğe karşı açık bir alerjisi var. Sanırım bu kadarı yeterli. Sizde yazarın bu yazılarına ulaşmak isterseniz, Almanca olarak " Hans-Lukas Kieser Yorumları yada Röportajları yada Değerlendirmeleri " şeklinde aramanızı yapabilirsiniz.
Eğer yazar, Milli Mücadele döneminde yaşayan biri olsaydı, Anadolu`ya yada Ortadoğu bölgesine gönderilen / görevlendirilen, Rahip ( Robert ) Frew , Lawrence ve benzeri karakterlerden biri olurdu.
Bu bağlamda, yarım kalmasın düşüncesi ile hatta daha ne kadar tarihi konular saptırılabilir merakı ile okumayı tamamladık. Şimdi Propaganda Metni hakkında incelememize geçelim.
Öncelikle, kitabın yazarı kendisini Lozan Antlaşmasında kaybedenlerinin savunucusu olarak görmekte ve Sevr antlaşmasının kabul edilmesi gerektiğini savunmakta, aynı zamanda demokratik olmayan bir sonucun olduğuna kanaat