Ortaçağın en câhil ve en acımasız insanları olan Mekke ve Medine halkı İslâm’la tanışınca ve ruhsal açıdan tatmin olunca, yeryüzünün en mutlu
ve en merhametli insanları oldular.
Özellikle Yüce Allah, ya Muhammed! “Sen af yolunu tut” (hoşgörülü ve
af edici ol) buyurunca, birbirlerine sarılıp kardeşlik bağlarını pekiştirdiler ve
insanlık tarihinde eşi görülmemiş toplumsal barışın ve toplumsal huzurun
örneğini sergilediler.
Toplumsal barışın ve toplumsal huzurun; beşeri kanunlarla, ırkçı söylevlerle, din karşıtı eğitimle ve polisiye önlemlerle sağlanamayacağı deneyimlerle kanıtlanmış bir gerçektir.
En üst düzeyde eğitim görmüş bilim adamları, profesörler, psikologlar
ve üniversite öğrencileri arasındaki ideolojik kutuplaşmalar ve sataşmalar,
bunun somut örneğidir.
İşte gerçek huzur ve toplumsal barışın tek adresi İslâm’dır. Çünkü
İslâm, başı açık ve başı örtülü diye insanlar arasında ayırım yapmayan
ve gerçek demokrasiyi savunan tek âdil düzendir. İslâm’ın temel felsefesi
kardeşlik ve insanlar arasında eşitlik ve özgürlüktür.
İslâm; kardeşliğin, eşitliğin, özgürlüğün, toplumsal barışın ve toplumsal
huzurun tek sigortası olduğundan, af etmeyi, hoşgörüyü ve bağışlamayı
tavsiye eden son İlâhi din’dir
Gönül nûr-i cemâlinden habîbim bir ziyâ ister,
Gözüm hâk-i rehinden ey tabîbîm tûtiyâ ister,
Safâ-yı sîneme zulmet veren jeng-i günâhımdır,
Aman ey kân-i ihsan zulmet-i kalbim cilâ ister.
Derûnî bir visâl aşkıyla gel zâir bu dergâha,
Büyük ârif bu yerden nûr olup yükseldi Allâh'a,
Ölümsüz yâdı bâkîdir yaşar her an gönüllerde,
Mübârek tatlı sîmasî gülümser sanki her yerde,
Gönüller fetheden ulvî mücâhid burda medfundur,
Îlahî bir tecellînin temâşâsıyla memnundur,
Bakàbillâha ermiş kutb-i Rabbânî Veyiszade,
Bütün envâra müstağrak kesâfetlerden âzade.