Bugün insanlık bir uçurumun kenarındadır; dehşetle, tereddüt, hayret ve ızdırapla karşı karşıyadır. Afyon, esrar, alkollü içkiler, cinnet derecesindeki hız, ahmakça ölümlere koşuş ve daha nice gülünç "modalar"a sığınmakla içinde bulunduğu ruh halinden kaçıp kurtulmaya çalışıyor. Üstelik bunca maddi refaha, bol üretime, kolaylaşan hayata ve önemli miktardaki boş zamana rağmen. Aksine maddi refah ve uygarlık kolaylıkları arttıkça dehşet, tereddüt ve şaşkınlık hali de yoğun bir biçimde artmaktadır. İşine düştüğü bu müthiş boşluk insanlığı tıpkı korkunç bir hayalet gibi tehdit etmekte, o da bundan kaçıp kurtulmaya çabaladıkça daha karanlık boşluklara doğru yuvarlanmaktadır.
Beşer fıtratı aslında varlık kanunu ile uyum halindedir. Eğer insan, hayat nizamıyla bu kanundan kopacak olursa bu durumda yalnızca korkunç kainat kuvvetleri ile çatışmakla kalmaz, aynı zamanda bizzat kendi fıtratıyla da çatışmaya girer ve sonunda sapıtır, parçalanır, dehşete ve tereddütlere saplanır. Nitekim günümüzde insanlık tüm bilimsel zaferlere, madde planındaki uygarlık gelişmelerine rağmen böylesi bir şaşkınlığı, katlanılmaz bir azabı yaşamaktadır.
Yenilgi karşısında olduğu gibi Zafer karşısında da sabır göstermek... Evet, Zafer karşısında sabır! Çünkü Zafer karşısında sabırlı olmak, yenilgi karşısında sabırlı olmaktan çok daha zordur.
Bu sistem! İnsanlara sadece duyurmak ve anlatmakla da gerçekleşmez! Kainatı sevk ve idare eden ilahi kudret de doğrudan üstlenmez onun gerçekleşmesini. Onu gerçekleştirecek olan yine bir insan topluluğudur. Ama nasıl bir topluluk? Allah'a tam anlamıyla iman eden, gücü yettiğince o nizamın hedeflerinden şaşmayan bir, onu aynı şekilde başkalarının da kalplerinde ve hayatlarında gerçekleştirmeye çalışan, bu Gaye uğrunda olanca gücünü ortaya koyan, yüreklerdeki beşeri zaaf ve temayülleri yok etme mücadelesi veren, zaaf ve temayülleri nedeniyle hidayetin karşısına çıkan kişilerle Cihat eden bir topluluk! İŞte bu topluluk, bütün bunlardan sonra insan fıtratının gücü ölçüsünde ve maddi imkanlarının müsaadesi nispetinde bu nizamı gerçekleştirmeye muvaffak olur. Tabii ki işe fiilen içinde bulunulan noktadan başlayarak ve mevcut şartları göz önünde bulundurarak... Sistem aşama aşama gerçekleşirken; hali hazır durum, içinde bulunulan şartların gerekleri, bu topluluk tarafından sürekli dikkate alınacaktır. Daha sonra bu topluluk üstlendiği bu davayı bazen hem kendi bünyesinde hem de başkalarının şahsında kazanırken, bazen de her iki planda da kaybeder. Her şey sarf edilecek gayretin derecesine bağlıdır. Bir de zamana ve mevcut durumun şartlarına uygun imkanların iyi değerlendirilmesine! Her şeyden önce de bu nizamın ne nispette temsil edildiğine, toplulukça uygulanıp, pratik alanda ameli olarak gözler önüne serilmesine bağlıdır.
Bu din, aynı zamanda insanlığı hiçbir beşeri sistemin başaramayacağı yüce ufuklara, hem de rahatlık ve kolaylıkla, tam bir güven ve itidal ortamı içinde götürme gücüne sahiptir. Nitekim bu, bazı dönemler fiilen gerçekleşmiştir. Ciddi olarak çalışıldığı ve gayret gösterildiği takdirde de her zaman gerçekleşebilecektir.