Makul bir emek yöntemi tasarlanmadığı sürece, kaba ve nefret dolu olan ‘Az sayıda zengin insanın olabilmesi için çok fazla fakir insan olması gerekir.' cümlesini sık sık duymaya devam edeceğiz.
Kısacası, detaylara girip basit örneklere yer verecek olursak, montların, ayakkabıların ve şapkaların kısa sürede yıpranmasının terzinin, kunduracının ve şapkacının lehine olduğunu görürüz; camcı, pencereleri kıran fırtınalardan kâr eder; duvar ustası ve mimar yangınlardan kazanç sağlar; avukat davalarla, doktor hastalıkla, şarap satıcısı sarhoşlukla ve fahişe de ahlaksızlıkla beslenir. Suçlar, kabahatler bitse ve davalar bir anda sona erse yargıç, polis ve hapishaneler için olduğu kadar savcı, avukat ve kâtipler için de ne büyük bir felaket olurdu!
Üretimi daha az maliyetli hâle getirerek fiyatları düşüren makinelerin icat edilmesi tüketicinin menfaatine ise de bu makineler, ne yapacaklarını bilmeyen ve aynı anda iş arayan binlerce işçinin işten atılmasına neden oluyor. İşte bu, medeniyet dediğimiz olgunun sayısız kısır döngüsünden sadece biri... Çünkü mevcut sosyal sistemimizde bir iyiliğin ortaya çıkması her zaman beraberinde bazı kötülükler getirir.