Yazar
John Stuart Mill

John Stuart Mill

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.0
501 Kişi
1.637
Okunma
187
Beğeni
5,8bin
Gösterim
Unvan
İngiliz Filozof
Doğum
İngiltere, 20 Mayıs 1806
Ölüm
Avignon, Fransa, 8 Mayıs 1873
Yaşamı
John Stuart Mill, (d. 20 Mayıs 1806- ö. 8 Mayıs 1873) İngiliz filozof, politik ekonomist, parlamento üyesi ve devlet memuru. Mantık alanında, yalnızca tümdengelimsel mantıkla ilgili çalışmalar yapmayıp, tümevarımsal mantığı da formüle ederek geliştirmiş olan Mill, mantıksal ilkeleri sosyal alana, siyaset ve ahlak alanına uygulamasıyla ün kazanmıştır. Psikoloji alanında, çağrışımcılığın babası olarak kabul edilen filozof, psikolojiyi "zihin kimyası" olarak tanımlamıştır. O, çağrışımcı psikolojisini bilgi konusuna da taşımış ve bu alanda, Berkeley'den esinlendiği besbelli olan psikolojik bir idealizm geliştirmiştir. Mill, bununla birlikte, psikolojik idealizminde, maddesizciliği seçen Berkeley'den ayrılmış ve dış gerçekliğin varoluşunu kabul ederek, söz konusu nesnel gerçekliği "duyumları mümkün kılan, kalıcı dayanak" olarak tanımlamıştır. Ahlak alanında yararcılığı savunan Mill, hazzı ya da mutluluğu insan eylemlerinin en büyük amacı ve mutlak ölçüsü yapmış ve yararcılığında, genelin iyiliğini ve refahını temele almıştır.
Özge
Kadınların Özgürleşmesi'ni inceledi.
140 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Bir İİBF’li olarak John Stuart Mill’i iktisat ve siyaset derslerinden biliyordum. Kadınlara yönelik böyle bir kitabının olduğunu bilmiyordum. Araştırdığımda ekonominin yanı sıra din, mantık, edebiyat, felsefe alanında da birçok eserinin olduğunu öğrendim. Aynı zamanda bir Liberal Partili olarak kadınların oy kullanma hakkını parlementoda savunan ilk parti üyesi olduğunu da not düşeyim. Kitaba gelecek olursam yazar kadınları yaratılış itibariyle zayıf, düşük olarak görmenin neden doğru olmadığı yönünde açıklamalar yapmış ve bunları örneklendirmiş. Kadınlara eşitliğin sağlanmadığı durumda toplumun da ilerlemesinin mümkün olmadığına değinmiş. Daha çok yazıldığı dönemin sorunlarına ışık tutsa da o dönemde böyle bir kitabın yazılması ve böyle düşünceler içermesi bence çok önemli. Güzel, faydalı bir eser olduğunu düşünüyorum.
Kadınların Özgürleşmesi
OKUYACAKLARIMA EKLE
11
ercanscgn.
Kadınların Özgürleşmesi'ni inceledi.
140 syf.
John Stuart Mill 19.yy'ın ilk çeyreğiyle son çeyreği arasında yaşamış, Liberal Parti üyeliği olan ve parlamentoda kadınların oy hakkını savunan ilk parti üyesi İngiliz filozofudur. Yaşadığı dönemi düşündüğünüzde kadınların toplumsal ve ekonomik dünyadaki pozisyonlarını, kendilerine biçilmiş klasik görevlerin sınırlarını tahmin etmek zor değil, sınırlı mesleklerde görev alabilme ve ağırlıklı olarak ataerkil bir toplumsal dünya görüşünde itaat etmeye göre eğitilmiş ve koşullandırılmış bir cinsiyet. Bugün ile kıyasladığınızda okuduklarınızın çok geride kaldığını düşünmeniz olası olsa da dönemi düşünüldüğünde çok devrimci fikirleri barındırdığı muhakkak. Nüfusun hemen hemen yarısının enerjisinin ve yeteneklerinin toplumsal fayda açısından en üst noktalarda değerlendirilme imkanının yerleşik tarihi sosyal düşünceler nedeniyle akamete uğratılmasının teşhisi, cinsiyetler arasında belirli farklılıklar üzerinden bir cinsiyetin diğerine tabi tutulmasının ve diğerinin onun üzerinde sadece doğumdan kaynaklı ayrıcalığla güç kullanma hakkının saçmalığı zaten aşikar. Günümüzde modernlikten, medeniyetten ve eşitlikten söz etsek de uygulamada karşılaştığımız yazılı olmayan sosyal bariyerlerin sıkıntılarına, olumsuzluklarına ve ayrımcılıklarına hala maruz kalındığına şahit olmak hala alınacak çok yolun olduğuna gösteriyor galiba. Ülkemizde kadınlara birçok ülkeden önce hak ettikleri insani hakları dönemin zor koşullarına rağmen hakkıyla teslim eden Mustafa Kemal Atatürk'e saygıyı sunmadan geçmek de olmaz; ki maalesef bunun kıymetinin hala idrakına erişememişlerin de bulunduğunu söylemek de yanlış olmaz. İyi okumalar...
Kadınların Özgürleşmesi
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
Melek
Kadınların Köleleştirilmesi'ni inceledi.
173 syf.
·
16 günde
·
Puan vermedi
"Kadın, tiranıyla yaşamaya mecbur edilmiş bir köledir."
Kitap 1869 yılında yazıldığı için genel olarak güncel olmayan problemler üzerine değinmiş ve bunlarla ilgili argümantasyon yapılmış. Seçme ve seçilme , miras, boşanma , meslek edinme konularında yasal olarak kadınlara yapılan eşitsizliklere değinilmiş. Bu problemler ne kadar güncel olmasa da Mill'in bu konuda yaptığı analizlerde değerli olan birçok nokta da var. Kitabın bazı yerlerde Hristiyanlığın kendini müdafaasına dönmesi Mill'in bakış açısını sorgulamama neden oldu. Kadın hakları konusunda Hristiyanlığı objektif değerlendirebildiğini pek sanmıyorum ve bu durum kitabın değerinin benim açımdan düşmesine neden oldu. Kısaca benim için kitabın kayda değer iki problemi vardı. Birincisi kitabın yazıldığı yıl sebebiyle doğal olarak kadın mücadelesinin büyük oranda kazanmış olduğu haklar bağlamında yazılmış olması. İkincisi ise Mill'in Hristiyanlığı müdafaa etmek için çaba harcamış olması. Kitabı okurken veya okumayı düşünürken bunları göz önünde bulundurmak gerektiğini düşünüyorum.
Kadınların Köleleştirilmesi
OKUYACAKLARIMA EKLE
5
Ebru
Özgürlük Üzerine'yi inceledi.
160 syf.
·
16 günde
·
Puan vermedi
Mill, Özgürlük Üstüne eserinin ilk sayfalarında, bu kitabın temel meselesinin toplumun birey üzerinde uygulayabileceği meşru gücün sınırlarını belirlemek olduğunu söyler. Başka bir deyişle, bireyin davranışlarında tamamen özgür olacağı ve kimsenin kendisine karışamayacağı alan nedir? Bu soruyu cevaplamanın çağdaş toplumda ne kadar gerekli olduğunu anlatırken, bireyselliğin hangi açılardan tehdit altında bulunduğunu analiz eder. Tarihsel olarak, bireyin özgürlük talebinin nasıl farklı biçimlere büründüğünü, toplumsal gelişmenin dört aşaması arasında bir ayrım yaparak ele alır. Önceleri, bireyin özgürlüğü ile toplumun otoritesi arasındaki mücadele, yöneticiler ile yönetenlerin ilişkisinde ortaya çıkar. Eski Yunan’daki bazı demokratik şehir devletleri haricinde, yönetenlerin ve yöneticilerin çıkarları arasında bir çatışma olduğu için, bireyin özgürlük talebi, toplumun politik baskıya karşı kendisini nasıl koruyabileceği meselesine odaklanır. Bu görüşün başlıca temsilcilerinden olan John Locke’un, Hükümet Üzerine İkinci İnceleme adlı eserinde, hükümetin vatandaşlarına karşı temel görevlerinin ne olduğunu, kuvvetler ayrılığı yoluyla hükümetin gücünü kötüye kullanmasının nasıl denetlenebileceğini ve halkın genel ayaklanma hakkının hangi koşullarda doğacağını ele aldığından bahseder. İkinci aşamada, özgürlük ile otorite arasındaki mücadele başka bir biçime bürünür. Artık hedef, yöneticilerin iktidarını sınırlamak değil, yöneticilerle yönetilenler arasındaki çıkar ayrılığını gidermek, yani halkın kendi kendini yöneteceği bir politik sistem yaratmaktır. Fransız Devrimi’nde en güçlü biçimiyle ortaya konan bu talebin teorik temellerini, Jean Jacques Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi eserinde bulabiliriz. Üçüncü aşamada, hükümetin halkın çoğunluğu tarafından kontrol edildiği durumlarda bile, bunun her bireyin kendi kendini yönetmesi değil, diğerleri tarafından yönetilmesi anlamına geldiği ortaya çıkar. “Çoğunluk diktatörlüğü”nün azınlıklara baskı yapmasını engellemek için hükümetin mutlak gücünün sınırlanması gerektiği idrak edilir. Bunun sonucunda, 1776’da Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ile tescillenen ve bugün liberal demokrasi olarak adlandırdığımız, anayasal denetimle yetki sınırları belirlenmiş, demokratik bir hükümet talep edilir. Ancak bu tür yönetim biçimlerinde bireysel özgürlüklerin (özellikle, din, vicdan ve düşünce özgürlüğünün) garanti altına alınabileceği iddia edilir. Halbuki toplumun, siyasi otoritenin baskısına karşı kendini daha iyi korumasını sağlayan bu tarihsel ilerleme aşamalarının göz ardı ettiği nokta, toplumsal baskılar karşısında bireyselliğin nasıl korunabileceği meselesidir. Mill, bireysel özgürlüğün mümkün olabilmesi için, bireyin hem siyasi, hem de toplumsal baskılara karşı koyabilmesini sağlayan, kimsenin müdahale edemediği bir “özel alan”a sahip olması gerektiğini savunur. Özgürlükten bireysel özgürlüğü anlayan Mill için bu, negatif bir özgürlüktür. Bireyin kendi dışından gelen bir zorlamaya uğramadan arzu ettiklerini yapabilme özgürlüğü olarak değerlendirilen negatif özgürlük düşüncesi, bireye özel bir yaşam alanı sunmaktadır. Bu yaşam alanına ne kadar az dış müdahale varsa, birey de o kadar özgürdür. Mill’in en fazla önem verdiği özgürlük alanlarından biri olan düşünce özgürlüğü ile ifade ve tartışma özgürlüğü, insanlığın bütün mutluluklarına kaynaklık eden fikri mutluluk için zorunludur. Bu zorunluluk da şu sebeplere bağlanabilir: Herhangi bir fikrin ifade edilmesi susturulmamalıdır. Çünkü bu fikir de bizim kesin olarak bildiklerimize rağmen doğru olabilir. Bunu kabul etmemek yanılmazlık taslamak olur ki, kabulü mümkün değildir. İfade edilmesi engellenen, susturulan fikir yanlış dahi olsa bu hususun mutlakıyet taşıması söz konusu edilemez. Nice yanlış denilen fikirler arasında hakikatin, nice hakikat diye değerlendirilen fikirler arasında yanlışlıkların bulunması mümkün olduğuna göre, hakikatin kalan kısmının tamamlanması için de karşıt fikirlere ihtiyaç vardır. Doğruluğu apaçık belli olan bir fikir bizzat hakikatin kendisi bile olsa, bu düşünceye itiraz edilebilmelidir, ettirilmelidir. Bu yapılmazsa söz konusu fikrin hakikat olmasındaki sebepler bilinmemiş olur ki, bu fikre inananların inanma gerekçeleri temellendirilmemiş, bir peşin hüküm olarak değerlendirilmiş olur. Doktrinin kendi anlamını yitirmesi, insan üzerindeki etkisini kaybetmesi söz konusu olur ki, bu da dogmanın bütünüyle etkisizleşmesine yol açar. Akıl veya şahsi tecrübe ile fikrin gelişmesi engellenmiş olur. Bu bakımdan, ifade ve tartışma özgürlüğü sadece bu özgürlüğü savunanlara değil, karşı çıkanlara da gerekli bir özgürlüktür. Tartışma özgürlüğü belli usuller çerçevesinde olmalı, kimsenin birbirine hakaret veya aşağılamasına müsaade edilmemelidir. Toplumda genel kabul gören bir fikrin savunucuları, arkalarına toplum desteğini de alarak, karşıt fikirde olanlara karşı söz veya davranış boyutuyla baskılama hakkını kendilerinde görmemelidir. Düşünce ve ifade özgürlüğünün en iyi şekilde gerçekleşeceği idare tarzı temsili demokrasidir. Ancak burada da çoğunluğu elde edenlerin, azınlık üzerinde baskısına meydan verilmemelidir. Çoğunluk baskısı her türlü fikri gelişmeyi önleyici niteliktedir. Bu bakımdan Mill, doğru veya yanlış (iyi ve kötü) demokrasi ayrımına gitmektedir. Bireye veya topluma zarar verecek nitelikteki fikirlerin ifadesinde ve ifade şeklinde birtakım kısıtlamalara gidilebilir ki, bu gerek bireyin gerekse toplumun yararınadır. Birey, başkasının çıkarını ilgilendirmediği sürece, kendi eylemlerinden dolayı topluma karşı sorumlu değildir. Başkaları bireye öğüt verebilir, uyarılarda bulunabilir, onu ikna etmek için çaba sarf edebilirler, hatta kendi çıkarları için bireyden uzaklaşmayı tercih edebilirler, ama daha fazlası değil. Hele şiddete asla başvurmamalıdırlar. Nitekim bir kişinin işlerine, başkalarının hakkını korumak için yapılan müdahaleler dışında müdahale etmemenin sebebi, özgürlüğüne saygı düşüncesidir. Birey, ancak başkalarının çıkarları açısından zararlı olan eylemlerden dolayı sorumludur. Burada toplum kendini korumak için bireye karşı gerek toplumsal, gerekse yasal ceza verilmesi yoluna gidebilir. Ancak başkalarının çıkarlarına zarar verme meşru ve yasal olmayan yollardan gerçekleşirse toplumun müdahalesi zorunluluk taşır. Bireyin eylemleri başkalarına zarar verme ve nefsi koruma dışında, kendisine ait eylemler olarak, kısıtlanmamalıdır. Ancak, bir toplum içinde yaşayan ve yaşadığı topluma karşı sorumlulukları olan bireyin, yalnızca kendini ilgilendiren eylem alanını belirlemek oldukça güçtür. Örneğin sarhoşluk, yasal hüküm koymak yoluyla müdahaleye elverişli bir konu olarak görülmeyebilir. Fakat sarhoşluk bir kişiyi başkalarına kötülük yapmaya tahrik ediyorsa, o kişinin isteyerek sarhoş olması başkalarına karşı işlenmiş bir suçtur. Bir kimse sarhoş olduğu zaman ne yaptığını bilmez derler, ama o kimse sarhoş olduğu zaman ne yaptığını bilmeyeceğini önceden bilmektedir. Mill’in görüşleri, 19. yüzyılın yükselen orta sınıfının çelişkilerini de yansıtır. Bir yandan, tarihsel ilerlemeye ve kapitalizme duyulan iyimser inanç, öte yandan yeni toplum modellerini deneme hevesi; hem bireyin potansiyellerinin yüceltildiği bir hümanizm, hem de demokrasinin ilerleyişiyle kitlelerin yükselişinden duyulan endişe... Mill’in liberalizmin en renkli ve kapsamlı savunusunu yapmış olduğu iddia edilebilir. Tüm zaaf ve eksikliklerine rağmen Mill, bireyselliğe yönelik tehditleri ve gittikçe yaygınlaşan vasatlığı eleştirmesi, bugün “mahalle baskısı” üzerine tartışmalarda değinilen çoğunluğun baskısını, kapsamlı biçimde ele almasıyla, günümüzde de önemini sürdürmektedir. Bentham’ın faydacılık anlayışını sık sık tenkit etmesine rağmen utilitarianist bir düşünür olarak değerlendirilen Mill’in, yer yer hedonizmin delillerine başvursa da eudaimonist bir ahlak görüşünü benimsediğini söyleyebiliriz. Hazların niceliksel değil niteliksel ayrımını esas alan Mill, maddi özgürlüklerin sınırlılığına karşın manevi özgürlüklerin sınırsız oluşundan bahseder. Mill’in özgürlük anlayışının bazı farklı değerlendirmelere rağmen hala önemini muhafaza ettiğini söylemek mümkündür. Acı olan taraf Mill’in 1859 yılında ilk baskısı yapılan On Liberty(Özgürlük Üstüne) adlı eserinde tespit ettiği birçok hususun, bu gün dahi tartışılıyor olmasıdır. İnsanlık bireysel ve toplumsal özgürlüğün önündeki engelleri kaldırabildiği oranda mutluluğa erişecek, daha iyi yaşanabilir bir dünyanın kapısını açacaktır.
Özgürlük Üzerine
OKUYACAKLARIMA EKLE
7