John Stuart Mill

John Stuart Mill

8.9/10
14 Kişi
·
53
Okunma
·
16
Beğeni
·
1.050
Gösterim
Adı:
John Stuart Mill
Unvan:
İngiliz Filozof
Doğum:
İngiltere, 20 Mayıs 1806
Ölüm:
Avignon, Fransa, 8 Mayıs 1873
John Stuart Mill, (d. 20 Mayıs 1806- ö. 8 Mayıs 1873) İngiliz filozof, politik ekonomist, parlamento üyesi ve devlet memuru.

Mantık alanında, yalnızca tümdengelimsel mantıkla ilgili çalışmalar yapmayıp, tümevarımsal mantığı da formüle ederek geliştirmiş olan Mill, mantıksal ilkeleri sosyal alana, siyaset ve ahlak alanına uygulamasıyla ün kazanmıştır. Psikoloji alanında, çağrışımcılığın babası olarak kabul edilen filozof, psikolojiyi "zihin kimyası" olarak tanımlamıştır. O, çağrışımcı psikolojisini bilgi konusuna da taşımış ve bu alanda, Berkeley'den esinlendiği besbelli olan psikolojik bir idealizm geliştirmiştir. Mill, bununla birlikte, psikolojik idealizminde, maddesizciliği seçen Berkeley'den ayrılmış ve dış gerçekliğin varoluşunu kabul ederek, söz konusu nesnel gerçekliği "duyumları mümkün kılan, kalıcı dayanak" olarak tanımlamıştır. Ahlak alanında yararcılığı savunan Mill, hazzı ya da mutluluğu insan eylemlerinin en büyük amacı ve mutlak ölçüsü yapmış ve yararcılığında, genelin iyiliğini ve refahını temele almıştır.
İki cinsiyetin doğasını sadece bu cinslerin birbiriyle ilişkisini görerek bildiğini veya bilebileceğini reddediyorum.Eğer erkekler kadınların veya kadınlar erkeklerin olmadığı bir toplumda bulunmuş olsaydı,veya erkeklerle kadınlardan oluşan bir toplumda kadınlar erkeklerin yönetimi altında bulunmasaydı,o zaman ikisinin doğasına dair zihinsel ve ahlaki farklılıklar hakkında bir şeyler bilinebilirdi.Şu an kadınların doğası olarak isimlendirilen aslında fazlasıyla yapay bir şeydir, bazı yönlerden zorunlu baskının, diğer yönlerden doğal olmayan tahriklerin sonucu.
Kimse kaç kadının sessizce aynı umutlar içinde olduğunu bilemez ama cinsiyetleri dolayısıyla uygunsuz olarak bastırılmak üzere eğitilmeselerdi ne kadarının bu umutlar içinde olacağına dair pek çok işaret bulunmaktadır.Hiçbir köleleştirilmiş sınıfın mutlak özgürlüğü bir seferde istemediği hatırlanmalıdır.
Kimileri erkek iktidarının diğer adaletsiz iktidar biçimleriyle karşılaştırılmasını,birinin doğal ve diğerlerinin ise keyfi ve yalnızca gaspa dayalı olduğu gerekçesiyle haksız bulacaktır.Ama herhangi bir tahakkümde iktidara sahip olanların onu doğal görmediği bir durum var mıdır?Geçmişte insanlığın az sayıdaki sahipler ile kalabalık köleler olmak üzere ikiye ayrıldığı bir dönem vardı;ve bu,o zamanın en kültürlü kişilerine bile insan ırkının doğal ve tek doğal durumu gibi görünüyordu.Muhteşem zekası ve insan düşüncesine yaptığı büyük katkılarla tanınan Aristoteles,şüphesiz ve endişe duymaksızın bu fikri savunmaktaydı.Bununla ilgili ileri sürdüğü gerekçe,erkeklerin kadınlar üzerindeki egemenliğine dair genellikle ortaya sürülen fikirdi.Ona göre insanda,özgür doğa ve köle doğa olmak üzere farklı doğa bulunmaktaydı;Yunanlılar özgür yaradılışa sahipken Traklar ve Asyalıların barbar ırkları köle yaratılışa sahipti!
Kadınlar duygularını (toplumun onlara kamusal alanda izin verdiği tek yöntem olan) yazılarıyla ortaya koyduğundan beri halihazırdaki toplumsal durumları hakkında şikayette bulunanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır.Yakın zamanda binlercesi, başlarında toplumda en çok tanınan kadınlarla birlikte meclis seçimlerine katılmak için meclise talepte bulunmuşlardır.Kadınların erkeklerle birlikte ve aynı bilim dallarında eğitim alması artan bir şiddetle ve büyük bir başarı ihtimaliyle istenmektedir.
Buna göre iki cinsiyet arasında mevcut toplumsal ilişkileri düzenleyen ilke-yani bir cinsiyetin diğerine hukuki itaati-yanlıştır ve günümüzde beşeri gelişimin önündeki başlıca engellerden biridir.
Kilise müthiş bir güce sahipti.Kralları ve soyluları en değerli mülklerini kiliseyi zenginleştirmek adına vermek zorunda bırakabilirdi.Binlerce insanı, hayatlarının baharında ve dünyevi kazançlarına rağmen yoksulluk ve açlık içinde dua ederek kendi kurtuluşlarını aradıkları manastırlara kapatabilirdi.Yüz binlerce kişiyi kutsal mezarı getirtmek için Avrupa ve Asya'da hayatlarını feda etmeye yollayabilirdi.Bunların hepsini yapabiliyordu,ancak ne insanların birbiriyle daha az savaşmasını ne de kölelerine ve sıradan vatandaşlarına daha az zalim bir şekilde davranmasını sağlayabiliyordu.
Aklın yüceltilmesi yerini içgüdünün yüceltilmesine bıraktı,ve böylece kendinizde bulduğumuz ancak mantıksal temellerini bulamadığımız her şeyi içgüdü olarak adlandırmaya başladık.Bu tapınma diğerinden son derece daha aşağılayıcıdır, günümüzdeki bütün yanlış ibadetler arasında bu en kötüsüdür ve diğerlerinin temel dayanağıdır.
KITAP HAKKINDA: Kitap güzel lakin ama 21.yy'da faydacı/bireyci görüșe asgari düzeyde hakim birine fazla bir șey katacak bir kitap değil, ama okunmasında fayda var. Düșük puan verme sebebim çevirinin rezaleti. Kitap manifesto niteliğinde denebilir sanırım 100 sayfacık bir kitap ve faydacı/bireyci düșüncenin temellerine ve felsefi tutarlılıklarına değiniyor. J.S.Mill çağına göre oldukça zeki ve öngörülü bir insan, düșüncelerinin felsefi temelini bize sunuyor ve kendisine yöneltilebilecek eleștirilere ustalıkla cevap veriyor. Özellikle ahlak felsefesi konusunda kendisine yöneltilen eleștirileri güzel tokatlamıș.
ÇEVIRI HAKKINDA: șunu söyliyeyim bașka çevirisi var mı bilmiyorum ama hayatımda okuduğum en rezil çevirilerden biriydi bu. Önsözde J.S.Mill'in dilinin zor olduğundan dolayı çevirmekte zorlanıldığı söylenmiș ama bana göre asla bu kadar kötü olamazdı. Felsefi bir kitap olduğu için okuması zaten zor, çevirinin kötü cümleleri okumayı daha da zorlaștırdı.

Yazarın biyografisi

Adı:
John Stuart Mill
Unvan:
İngiliz Filozof
Doğum:
İngiltere, 20 Mayıs 1806
Ölüm:
Avignon, Fransa, 8 Mayıs 1873
John Stuart Mill, (d. 20 Mayıs 1806- ö. 8 Mayıs 1873) İngiliz filozof, politik ekonomist, parlamento üyesi ve devlet memuru.

Mantık alanında, yalnızca tümdengelimsel mantıkla ilgili çalışmalar yapmayıp, tümevarımsal mantığı da formüle ederek geliştirmiş olan Mill, mantıksal ilkeleri sosyal alana, siyaset ve ahlak alanına uygulamasıyla ün kazanmıştır. Psikoloji alanında, çağrışımcılığın babası olarak kabul edilen filozof, psikolojiyi "zihin kimyası" olarak tanımlamıştır. O, çağrışımcı psikolojisini bilgi konusuna da taşımış ve bu alanda, Berkeley'den esinlendiği besbelli olan psikolojik bir idealizm geliştirmiştir. Mill, bununla birlikte, psikolojik idealizminde, maddesizciliği seçen Berkeley'den ayrılmış ve dış gerçekliğin varoluşunu kabul ederek, söz konusu nesnel gerçekliği "duyumları mümkün kılan, kalıcı dayanak" olarak tanımlamıştır. Ahlak alanında yararcılığı savunan Mill, hazzı ya da mutluluğu insan eylemlerinin en büyük amacı ve mutlak ölçüsü yapmış ve yararcılığında, genelin iyiliğini ve refahını temele almıştır.

Yazar istatistikleri

  • 16 okur beğendi.
  • 53 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 101 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.