Fakat beni terk etmemen için sana o kadar yalvarmış olmamla ilgili ağır sözler etmekte haksızsın, Milena. Bu konuda tutumum o zamanlar da bugünkünden farklı değildi. Ben senin bakışlarında yaşıyordum, ayaklarımın altında gerçek bir zemin yoktu, bunu açıkça bilmesem de öylesine korkuyordum ki, yerin ne kadar yukarılarında süzüldüğümden haberim bile yoktu. Bu da ne senin ne benim açımdan iyi bir şey değildi. Gerçeğe ilişkin bir sözcük, kaçınılmaz gerçeğe ilişkin tek bir sözcük beni biraz daha aşağıya çekmek için yeterliydi, sonra bir sözcük daha ve biraz daha aşağılara, en sonunda tutunacak yer kalmayınca tamamen boşluğa düşüyor insan ve hâlâ çok ağır hareket ettiği duygusunu yaşıyor.
Bu güvenilmez dünyada bir şekilde mümkünse eğer, seni bir kez de, bin kez de veya şimdi şu anda ya da her zaman, her an hayal kırıklığına uğratsam da benden korkup uzaklaşma. Ayrıca bu bir istek değil, sana yöneltilmiş de değil, kime yöneltilmiş olduğunu ben de bilmiyorum. Sıkışan göğsümün zorlukla aldığı nefes sadece.