Taner Şahin

Sessizlik içinde geçsin günler.
8/10
·415 syf.··
2026 82. kitabı
Abutalip’in tek derdi, çocuklarına (Ermek ve Daul’a) anılarını, kim olduklarını anlatmaktı. Bir babanın en doğal, en masum mirasıydı bu. Ancak sistemin 'niyet okuyucuları' bu safi gayreti bir 'ihanet sayıp sahibini ise bir 'suçluya' dönüştürdü. ​Romanı okurken şunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz: Sarı Özek’teki o 'damgalanma' ve kenara itilme hali, sadece o döneme ait bir kurgu değildir. Bugün de farklı istasyonlarda, bu hayatlar yaşanmaya devam ediyor. ​Abutalip bize gösteriyor ki; düşünceyi kayda geçirmek, yani 'yazmak', dün olduğu gibi bugün de en cesur ama en 'tehlikeli' eylemlerden biri.
Gün Olur Asra BedelCengiz Aytmatov · Elips Kitap · 200556bin okunma
Reklam
İkinci Şans
Puan vermedi·143 syf.··
2026 78. kitabı
Ruhlar başlangıçta birbirine tam uyumlu 'yaratılmış' olsalar bile, dünyadaki zaman, sınıfsal roller ve alınan her bir karar insanı o ilk 'yaratılış' halinden geri dönülemez biçimde uzaklaştırır. Pierre ve Ève’in aşkı, imkansızlığa çarpmamış, sadece karakterlerin kendi inşa ettikleri duvarlara toslamıştır; zira dünya, uyumun hazır bulunduğu bir bekleme salonu değil, kararlarla şekillenen benliklerin sürekli değiştiği ve o ilk masumiyeti yitirdiği bir yerdir.
İş İşten GeçtiJean-Paul Sartre · Varlık Yayınları · 2010922 okunma
Paradigmasızlık
9/10
·255 syf.··
2026 2. kitabı
Paradigma; "Bir disipline hâkim olan model, kurumsal çerçeve, ideal örnek tip ya da modelin bir bakış açısının, kavrayışın, anlayışın adıdır.” Buradan hareketle Türkiye’nin asıl meselesi bir eğitim sorunu değil, bir bakış açısı sorunudur: "Türkiye’nin eğitim sorunundan daha ziyade eğitime bakış sorunu vardır. Türkiye’nin eğitim dâhil yaşadığı sorunların nedeni; kendine ait bir düşünüş, görüş ve yaşayış biçimi yani paradigmasının olmamasıdır. Bu "paradigmasızlık" hali, "önce batının üstünlüğünü kabul etmeye, sonra batıya hayranlığa, daha sonra hayranlığın getirdiği korkuya kapılmaya, ardından kendinden şüphe etmeye ve en son olarak tüm bunların neticesinde aşağılık duygusunun oluşmasına yol açmıştır." Batı ve Doğu medeniyetlerinin bilgiye yaklaşımındaki temel fark, "Gerçek" (Realite) ve "Hakikat" kavramları üzerinden açıklanabilir: Gerçek (Batı Paradigması), "Batı’nın pozitivist aklının ürünüdür... çıplak, örtüsüz, anlamdan yoksun, sadece 'olan'dır. Duyularla, deneyle, gözlemle doğrulanabilen, niceliksel, maddi ve nötr olandır",. Gerçek, bize sadece "nasıl" sorusunun cevabını verir. Hakikat (Doğu/İslam Paradigması), "Doğu’nun, özellikle İslam medeniyetinin idrakidir; gerçeğin ilahi, ahlaki ve insani ölçülerle giydirilmiş, anlamlandırılmış ve nihai hedefe yönlendirilmiş halidir". Hakikat, "niçin" sorusuna cevap verir ve insana var olma sebebini sunar. Mevcut eğitim sistemimizdeki sorun, bu ayrımdaki yanlış tercihtir: "Eğitim sistemine hakim olan pozitivist paradigma insanın sadece rasyonel yanına önem vermekte, onun ruhsal, duygusal ve mistik yönlerini ciddiye almamaktadır." Eğitim sistemleri, içinde neşet ettikleri kültürün bir ürünü olarak şekillenir ve toplumları birbirinden ayıran kültürel farklılıkları belirginleştirir. Her ülke kendi özgün eğitim sistemini kurma
Eğitim ve Paradigmaİsmail Aydoğan · Harf Eğitim Yayıncılık · 201722 okunma
Eğitim ve kimlik
8/10
·136 syf.··
2026 3. kitabı
Kimlik, bir bireyi veya toplumu diğerlerinden ayıran özelliklerin bütünüdür ve eğitim, bu kimliği topluma kazandırmakla yükümlü en temel sistemdir. Ancak Türk eğitim tarihi, özellikle Osmanlı’nın son döneminden ve Cumhuriyet’in ilanından bu yana ciddi bir kimlik bunalımı içerisindedir. Bu bunalımın temel sebebi, eğitimin kendi kültürel köklerinden koparılarak Batı merkezli, pozitivist ve seküler bir paradigmaya oturtulmasıdır. Batılılaşma süreciyle birlikte eğitim sistemimiz, kendi tarihsel birikiminden ve inanç değerlerinden uzaklaşmış, başkasının kimliğine bürünmeye çalışırken kendi özgünlüğünü yitirmiştir. Bu durum, Türk eğitim tarihini adeta bir "bunalımlar tarihi" haline getirmiştir. Söz konusu kimliksizleşme sürecinin en somut göstergesi, eğitim sistemimizin sürekli olarak çözümü dışarıda aramasıdır. Sistemimiz, tıpkı bir arının çiçeklerden nektar toplaması gibi farklı ülkelerin modellerini gezmiş, ancak bir arı içgüdüsüne yani kendi kültürel kodlarına sahip olmadığı için bu nektarları "bala", yani özgün bir modele dönüştürememiştir. Başka ülkelerden model transfer etmek, plansız bir şekilde markete gidip ihtiyaç olup olmadığına bakmaksızın her gördüğünü sepete atmaya benzemektedir. Gelişmiş ülkelerin modelleri o toplumların tarihi ve kültürünün bir sonucudur; bu modelleri aynen almak, Türkiye’nin kendi kimliğini kaybetmesine ve "bağlı" bir ülke haline gelmesine neden olmuştur. Batı'nın pozitivist "gerçek" (realite) anlayışı ile bizim medeniyetimizin "hakikat" arayışı arasındaki doku uyuşmazlığı, eğitimin ruhunu zedelemiştir. Bir eğitim sisteminin kimlik sahibi olabilmesi; ciddiyet, samimiyet, ahlak, merhamet ve sorumluluk gibi temel insani erdemleri sistemin merkezine yerleştirmesiyle mümkündür. Ciddiyet, bir amaç ve ideal sahibi olmayı gerektirirken; samimiyet,
Eğitimin Kimlik Arayışıİsmail Aydoğan · Pegem Akademi · 015 okunma
Yüzleşme
8/10
·175 syf.··
2026 1. kitabı
Prof. Dr. Neslin İhtiyaroğlu’nun eserini okurken, sadece modern insanı bekleyen bir tehlikeyle değil; artık hayat paradigması da dönüşmüş olan insanla yüzleştim. Bu yüzleşme, benim için soyut bir tespit değil, hafızamdaki bir kaybın tarifi oldu. Batı medeniyetinin insan tanımını sorguladığımda, meselenin sadece soyut bir düşünce olmadığını, bunun bireysel bir hatadan öte devasa bir medeniyet ve kültür meselesi olduğunu fark ettim. Üniversite kürsülerinden çalışma hayatımızın saatlerine, şehirlerin mimarisinden izlediğimiz dizilere; alışveriş biçimlerimizden sosyal ilişkilerimize kadar her yer Batı’nın kurguladığı o yapay nizamla örülü. Daha da vahimi; bu nizam sadece dışımızı değil, içimizi de tanzim etmiş. Neyin "değerli", neyin "iyi-kötü" veya neyin "güzel-çirkin" olduğuna dair en mahrem terazimiz bile artık bizim kalbimizle değil, o baskın kültürün kodlarıyla çalışıyor. Açıkçası; bizi bu kültüre iliklerimize kadar bağımlı hale getirdiler. Eserin beni götürdüğü bu sorgulama alanında, sanki gözüme hakikati gösteren bir gözlük takılmış gibi hissediyorum. Artık şehre, reklamlara veya kariyer basamaklarına baktığımda, o ışıltılı vaatleri değil; arkasındaki gizli ve emredici komutları görüyorum. Renkler soluyor ve her yer bana; "İtaat et, Tüket, Görünür Ol ve Yarış" diye bağırıyor. Kitapta belirtildiği gibi; "İnsanoğlunun yanılgısı aklı ilahlaştırmasıdır." . İnsanı sadece akılla tanımlayan bu yapı, toplumu "kalbin nuruna ve hikmetine muhtaç" bıraktı. Bu noktada acil bir zihin hijyenine ihtiyaç duyduğumuzu görüyorum ama nafile... Çünkü maruz kaldığımız bu zihin kirliliği, üzerimizden silkeleyip atabileceğimiz bir toz değil. Kirler artık zihne öyle yapışmış, dokusuyla öylesine bütünleşmiş ki; sökülüp atılması imkansız hale gelmiş. Sistemin çarkları, bu kalıcı kirlilikle
Çağın, İnsanın ve Eğitimin Anlam ArayışıNeslin İhtiyaroğlu · Paradigma Akademi Yayınları · 202411 okunma
Reklam