Kilisenin insanların huzur ve rahatlarını tehdit edip insan bünyesini büsbütün mahveden çirkin aşırılıklarla dolmasıyla bu durum daha da feci bir hâl aldı. Din adamlarının hegomonyası bütün ağırlıgıyla Avrupalıların üzerine bindiği gibi, engizisyon mahkemeleri, aforozlar ve endülijanslar yoluyla da kilise Halkı ezmeye çalıştı.
Son olarak da -ki bu en son koz olmuştu- dini bilgiler adını verdiği bir takım derme çatma bilgileri gökten inmiş kelimeler olarak zorla kabul ettirmeye çalıştı. Sistematik ve deneysel bilgiler bu söylenenlerin sakatlığını ispat edince bu sefer kilise baskısını daha da artırarak insanları yakmaya, bilim adamlarını dine karşı geldi diye idam ettirmeye başladı.
İşte bu faktörler, Avrupa düşüncesinde ve aynı zamanda Avrupalıların bilinçaltında dine karşı bir nefret duygusu uyandırdı. Bu nefret sadece dine karşı gelişmekle kalmadı; Allah'a kadar uzandı. İnsanlarla ilgili her şeyde hummalı bir şekilde Allah'tan uzaklaşmalar başladı. Avrupalı yaptığı herşeyde Allah'ın adını anmamaya gayret ediyordu. Bundan dolayıdır ki Avrupalı, psikolojik araştırmalarında da Allah'tan uzaklaşmış bulunuyor. Allah fikrinden söz etmeyerek araştırmalarını sürdürüyor.
Halbuki insan nefsinin yaratıcısı, ona canlılık ve hareket bahşeden ve bütün kabiliyetlerini veren Allah'tır.