Ancak gerçek şu ki ihmal ettiğimiz her şeyin altında kalırız.
Bu bir bina için de geçerli; bir kültür, dil, doğa, insan için de. İhmal ettiğimiz her şey bir gün mutlaka intikamını alır.
Her nesil kendi hatalarını yapar. Hiçbir nesil de kendinden öncekilerin hatalarından kaçınarak hata yapmaktan kurtulmaz. Yeni nesiller çocuk yetiştirme konusunda önceki nesillerden çok daha mükemmel değil. Sadece farklı hatalar yapıyorlar.
Çocukla iletişimde sadece bir dil kurmuyoruz, ona bir dünya yaratıyoruz. Beyninin fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak nasıl dönüşeceğini belirliyoruz. Bu dönüşümde çocuklar sade- ce bakteriler, virüsler ve mikroplardan zarar görmez. Hastalığa yol açan bir virüs, uygulanan tedaviden sonra insan vücudundan çıkabilir ancak dille giren patolojiler parazitleşir, yaşam boyu beyinlerde varlığını sürdürür. Dil sevginin de düşmanlığın da, yapmanın da yıkmanın da temel aracı.
İnsan olabilmek ve insan kalabilmek için dile ihtiyacımız var. Dili anlamak arkadaşlarımızı, eşlerimizi, çocuklarımızı, daha önemlisi kendimizi anlamak açısından son derece kritik... Başkalarını dinleyebildiğimiz, hislerimizi, düşüncelerimizi onlarla paylaşabildiğimiz ve olup biteni anladığımız andan itibaren birey oluyoruz, insanlaşıyoruz. Ne var ki giderek insandan uzaklaşan uygarlığın karmaşası içinde toplumlar, devletler, aileler, bireyler darmadağınık... Yeni bir dil kurmaya, yeni teoriler üretmeye ihtiyacı var insanlığın.