Thrasymachus, sosyal düzenin doğası hakkında şunu söyler: 'En güçlü kişiler sosyal düzeni belirleyen kişilerdir.' Sosyal düzeni belirleyen bu güçlü kişiler genellikle toplumun çıkarını düşünen insanlar değillerdir."
Sıradan, kalıplanmış, 'mış gibi bir yaşam'ı olan insanın kendine özgü, kendi geliştirdiği, 'bu benim' diyebileceği inançları, değerleri ve bilgisi olmadığı için, başkalarının sunduğu inançları, değerleri ve bilgileri hemen kabul eder.
"Çünkü var olabilmesi için bunlara ihtiyacı vardır. Yani, bu insanın yaşamını yönetenler, diğer insanlar ya da daha genel bir ifadeyle, toplum ve toplumun inançları, değerleridir. Birey kendi yaşamına, kendi içinden gelen bir şey katmamaktadır. On altısında öldü, altmışında gömüldü dediğimiz kişilerdir, bunlar.
Tamamiyle ait olma içinde geçen bir hayat. Bu insanların gerçeklerini diğer insanların ne dediği, ne gördüğü tayin eder, kendi hayatlarının anlamlarını başkalarının vermesini beklerler."
Balığın okyanusta yaşadığı gibi biz insanlar da kültür okyanusu içinde yaşarız. Bu kültür okyanusun da birçok inançlar, varsayımlar, felsefi mesajlar bize zaman içinde, biz farkına varmadan verilir, öğretilir. Bunun öğreten de farkında değildir, öğrenen de. Ne öğreten, ne de öğrenen farkında olduğu için kültürden gelen değerlerin, varsayımların, inançların, felsefi mesajların farkına varmak çok zordur. Bir tür, kültürel bilinçaltı türünden bilgilerdir bunlar.
'Hayır' demek cesaret ister; başkaları kırılır mı, alınır mı, beni sevmezler mi, hakkımda olumsuz düşünürler mi gibi sorular içinde yaşamını düzenleyen biri 'hayır' diyemez. Çünkü, henüz yaşamında neye 'evet!' dediğini keşfetmemiştir.