EBoy

EBoy
@Tepecini
Reader , Writer, Runner, Cooker, Father
Reklam
3/10
·176 syf.·
2020 18. kitabı
İlginç bir şekilde pek çok insanın olumlu yorumunu almasına şaşırdığım bir kitap oldu. Yahudi soykırımı ile ilgili belgeselleri ve hemen hemen tüm filmleri izlemiş biri olmama, pek çok kitap okumama ve yine biri Terezin biri Dachau olmak üzere iki kamp görmüş biri olmama rağmen kitap benim için hayal kırıklığı yaratan bir kitap... Öncelikle kitap baştan sona tutarsızlıkla dolu.En arka kapak 28 yılında doğan Wiesel'in 44'te kampa gönderildiğini söylüyor. 175. sayfada ise 1928 yılında doğan yazarın 15 yaşında kampa gittiğini söylüyor (1943). 34. sayfada 43 yılını yazar evinde geçirirken, kitabın içerisinde 44 sonu ve 45 yılında kampa gidişini söylediği iki kısım var. 43-44-45 yılları çok yakın olsa da o dönem savaş koşullarında kamplar için ve yaşanan olaylar için ciddi farklar var. Böylesi bir vahşet yaşamış birinin de yaşı ve yılları sürekli karıştırması pek mantıklı gelmiyor. Wiesel zaman zaman 14 zaman zaman 15 yaşındayım dese de internette kendi olarak iddaa ettiği bir resim var ki doğruysa en az 24-25 yaşlarında bir delikanlı... Hangisi daha doğru bilemiyorum ama tasvirlerde bu zamana kadar okuduklarım ve gördüklerimle uyuşmuyor. Mesela ağızlarındaki altın dişin dahi alındığı öylesine vahşi bir ortamda kamptaki yahudiler bıçak taşıyor! Öyle gizli gizli içeri sokulmuş falan da değil... Hatta babası bir ara ölmekten korkup bıçağını miras olarak oğluna sunuyor. Wiesel, Auschwitz gibi bir kampta 45 yılında ayağından ameliyat oluyor. Yazara göre zaman zaman kıtlık var. Oysa bazı yerlerde günlük düzenli çorba, margarin, kahve dağıtılıyor. Her şey o kadar tutarsız ki... Baştan sona kadar babasıyla birlikte kalmayı başarması, neredeyse tüm arkadaş ve mahalle çevresiyle birlikte, hem de bunu en ünlü kampta yapması doğrusu mantık dışı geliyor. Kısacası çelişkilerle dolu
GeceElie Wiesel · Koridor Yayıncılık · 20242,026 okunma
9/10
·160 syf.·
2020 13. kitabı
Muhtemelen bu kitap için inceleme yapan ilk, tek ve son kişi olacağım... Kadıköy'de bir cafede belli bir hesap üzerine hediye edilmiş olan bir kitaptı. Daha önce hiç Martin Duberman kitabı okumamıştım. Bu kitabı okuduktan sonra diğer kitaplarını da merak ettim. Neden bu zamana kadar Dubetrman kitapları arasında yer alıp bu siteye kaydedilmemiş anlayabilmiş değilim. Kitap, ateşli bir anarşist ve feminst olan Emma Goldman'ın hayatından bir kesit sunuyor. Hikaye, bir roman olarak değil de tiyatro senaryosu olarak aktarılmış. İdeolojik terimlerin sayısı bu tip konulara ilgisi olmayanlar için biraz fazla olsa da, hikaye genel olarak gayet akıcı ve etkileyici. Bu kitap sayesinde anarşi ve feminizme bakış açımda da bazı değişiklikler oldu. Başlarda katı, soğuk ve itici olarak gördüğüm Emma Goldman karakteri ise şimdi daha çok merak ettiğim bir karakter halini aldı.
Toprak Ana: EmmaMartin Duberman · Agora Kitaplığı · 20065 okunma