İmam Şafii (rh) der ki: "Eğer cahil, cehliyle mazur olsaydı cehalet, ilimden daha hayırlı olurdu. Öyle olsa cehalet insanlardan teklifin yükünü düşürürdü. Kişiye tebliğ ulaştığında ve temekkün bulduğunda cehaleti hüccet olmaz."
İmam Karrafi (rh) şöyle der: "Kişinin nefsinden defedebileceği cehalet, kendisi hakkında özür olmaz. Çünkü Allah insanlara resûllerini gönder- miş ve hepsine risaleti öğrenmelerini ve amel etmelerini vacip kılmıştır. İlim ve amel, ikisi de vaciptir. Kim; ilmi öğrenmez, amel etmezse ve cahil kalırsa iki masiyet birden işlemiş olur. Kim de öğrenir ve amel etmezse bir masiyet işlemiş olur."
Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Şüphesiz ki ayetleri, düşünüş öğüt alan bir topluluk için detaylıca açıkladık. Onlara, Rabbleri katında (dert, tasa ve üzüntünün olmadığı, esenlik ve huzur içinde olacakları, tüm kusurlar- dan arındırılmış) Daru's Selam/Selamet Yurdu vardır. Yaptıkları (salih) amellerden dolayı da onların velisi Allah'tır." Enam suresi 126-127
Ayetler, hidayete erdirilen kulların dünya ve ahiret hallerine ışık tutarak sonlanıyor. Onlara Rabbleri katında Daru's Selam vardır. Onlar esenlik/ selamet yurdunun sakinleridir. Selam; kusur ve ayıplardan uzak, arındırıl- mış, insana huzur ve sükûnet veren şeydir. İnsanın kendini emniyet içinde hissettiği; korku, kaygı ve üzüntüden uzak olduğu yurttur. Yaptıkları salih amellerden dolayı onların velisi/dostu Allah'tır. Onlar dini Allah'a halis kılmaları ve yaptıkları salih ameller karşılığında iki şey elde etmişlerdir: Biri selamet yurdu, diğeri de Allah'ın (c) dostluğudur. Ne güzel bir dost ve ne güzel bir mükâfat!