Teyy

Teyy
@Teyve
Usame bin Ladin sürekli olarak düşmanını "Haçlılar" olarak tanımlayarak mücadeleyi nasıl gördüğünü açığa vurmuştu. Haçlılar, diye hatırlatılıyordu, ne Amerikalılar ne de Yahudilerdi; onlar Hıristiyanlığın kayıp kutsal topraklarını yeniden ele geçirmek için kutsal bir savaşa tutuşan Hıristiyanlardı. Kasım 2002'de yayımlanmış olan ve Usame bin Ladin'e atfedilen "Amerika'ya mektup"ta yalnızca ABD yönetimi değil, ABD halkınca da işlenmiş çeşitli suçlara ilişkin ayrıntılı bir liste veriliyor ve "sizi neleri yapmaya çağırıyoruz ve sizden ne istiyoruz" sorusu ardından yedi başlık altında talepler sıralanıyordu: Birincisi, İslam'ı benimsemek; İkincisi, "baskıya, yalana, ahlaksızlığa ve namussuzluğa son vermek"; üçüncüsü, Amerika'nın "ilkesiz ya da görgüsüz bir millet" olduğunu anlamak ve kabul etmek; dördüncüsü, Filistin'de İsrail'i, Keşmir'de Hindistan'ı, Çeçenlere karşı Rusları ve güney Filipinlerde Müslümanlara karşı Manila hükümetini desteklemeye son vermek; beşincisi, "bavullarınızı toplayıp topraklarımızı terk etmek." Bu Amerika'nın kendi iyiliği için yapılmış bir tavsiyeydi ve hemen ardından "sizi kefenler içinde geri postalamaya zorlamayın bizi" deniyordu. Altıncısı, "ülkelerimizdeki yoz liderlerden desteğinizi çekin. Politikamıza ve eğitim yöntemimize karışmayın. Bizi ya kendi halimize bırakın ya da New York ve Washington'da bekleyin; yedincisi, Müslümanlarla tahakküm, hırsızlık ve işgal yerine karşılıklı çıkarlar ve yararlar temelinde ilişki kurun." Mektup Amerikalılara eğer bu tavsiyeye kulak asmazlarsa önceki Haçlılar gibi yenilgiye uğrayacaklarını ve "akıbetlerinin kendi askeri yenilgi, politik açmaz, ideolojik çöküş ve ekonomik iflaslarıyla baş etmek için Afganistan'dan kaçan Sovyetler gibi olacağını" söyleyerek son buluyor.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Dini seferberliğin yeni sayfası Batılı dillerde Pan-İslamizm olarak bilinen hareketle açıldı. 1860 ve 1870'lerde başlayan hareket o yıllarda ulusal birlik mücadelelerini başarıyla yürüten Alman ve İtalyan örneklerine çok şey borçludur. Bu örneklerin Müslüman çağdaşları ve taklitçileri kaçınılmaz olarak kendilerini ve amaçlarını o tarihte hâlâ yabancı ve alışılmamış şeyler olan milliyetçi ya da vatanseverlik temelli terimlerle değil, dinsel ve cemaat temelli terimlerle anlatıyordu. Ama Avrupa etkisi ve eğitiminin yaygınlaşmasıyla birlikte milliyetçi fikirler kök salacak ve bir süre Müslüman toprakların hem söylemine hem de mücadelesine hâkim olacaktı. Yine de her şeye rağmen dinsel kimlik ve bağlılık derinden hissediliyor
Medyanın, özellikle de televizyonun gelişmesi sayesinde yakın dönemde ortaya çıkan terörizm biçimleri giderek daha fazla belli ve sınırlı düşman hedefler yerine, dünya kamuoyuna yönelmektedir. Teröristlerin asli amacı düşmanı askeri olarak yenmek ya da zayıflatmak değil, adını duyurmak ve korku salmaktır; yani psikolojik zaferdir.
İslam hukuku ve geleneği hiç tartışmasız bir biçimde Müslüman yöneticiye itaat etmeyi görev addeder. Ama Peygamber'e atfedilen iki hadis de aktarılmaktadır: "Günahta itaat olmaz" ve "Yaradanına karşı yaratılana boyun eğme." Eğer bir yönetici Allah'ın hukukuna aykırı bir şeyi emrederse, itaat görevi yerini itaatsizlik görevine bırakır. Tiran-katli, yani bir tiranın haklı olarak ortadan kaldırılması İslam'ın icadı değildir; bu antik dönemde, Yahudiler, Yunanlılar ve Romalılar arasında bilinen bir şeydi ve eylemi yerine getirenlere de kahraman gözüyle bakılırdı.
Dinsel fundamentalizmin rakip ideolojilere göre birçok üstünlüğü vardır. Hem eğitimli hem de eğitimsiz Müslümanlar tarafından kolayca anlaşılabilen fundamentalizm, kitleleri harekete geçirmede ve hem yanlış olanın eleştirisi hem de doğru olanın bir program halinde anlatılmasında son derece bildik, dolayısıyla etkili olan bir dizi tema, slogan ve sembol sunar. Dinci hareketler, az ya da çok otokratik yönetimlere sahip Ortadoğu ve Kuzey Afrika toplumları ve benzeri toplumlarda başka bir pratik avantaja daha sahiptir: Diktatörler partileri, toplantıları yasaklayabilirler ama diktatörler halkın toplu ibadetini yasaklayamaz; yapabildikleri ancak ibadeti bir noktaya kadar denetim altında tutmaktır.