Kuşkusuz emperyalizmin ve daha genel anlamda Batı ya da Avrupa etkisinin,Türkiye ve İran gibi politik bağımsızlıklarını korumayı başaran ülkelerde bile, önemli bazı olumsuz sonuçları da oldu. Modernleşme, baskı, tahakküm ve ideolojik yönlendirme araçlarının etkinliğinin artışıyla, devlet otoritesinin güçlenmesi ve aynı zamanda geleneksel düzende despot yöneticilerin gücünü sınırlayan ara unsurların zayıflaması ya da tümden ortadan kaldırılması sonucunu da doğurdu. Toplumsal değişim, eski toplumsal ilişki ve yükümlülük bağlarının çözülmesi, topluma büyük zarar verdi ve modern iletişimin çok daha görünür kıldığı yeni çelişkiler ve uçurumlar yarattı.
Kayıtlı on dört yüzyıllık Müslüman tarihinin çoğu döneminde, cihat genelde İslam güçlerinin ilerleyişi ya da savunulması için silahlı mücadele anlamına gelecek şekilde yorumlanmıştır. Müslüman geleneğinde, dünya ikiye ayrılır: Müslüman yönetimlerin ve İslam hukukunun egemen olduğu İslam Yurdu (Dar-ül-lslam) ve insanların yaşadığı ama daha önemlisi, kafirlerin yönetiminde olan, dünyanın geri kalanı Savaş Yurdu (Dar-ül-Harb). Bu varsayıma göre, cihat görevi, geçici ateşkes dönemleri hariç, dünya ya Müslümanların inançlarını benimseyene ya da Müslüman yönetime tabi olana kadar sürecektir.
İslam'da, iyinin ve kötünün mücadelesi ta başından beri politik ve hatta askeri boyutlar kazanmıştır. Hatırlanacaktır, Hz. Muhammed, öteki dinlerin kurucuları gibi, yalnızca bir peygamber ve öğretmen değil, bir yönetici ve bir askerdir de. Bu yüzden, mücadelesi bir devlet ve onun silahlı güçleriyle ilgilidir. İslam için verilen savaşta, "Allah yolundaki" kutsal savaşta dövüşenler Allah için savaşıyorsa şayet, onlara karşı çıkanlar Allah'a karşı savaşıyor demektir. Ve Allah ilke olarak Peygamberle, sonra da O'nun vekilleri olan halifelerle hâkim, İslam devletinin yüce başkanı olduğundan, hâkim olan Allah orduya komuta eder. Ordu Allah'ın ordusudur ve düşman da Allah'ın düşmanıdır.
Fundamentalistler, Batıyı Müslüman toplumu çürüten kötülüğün kaynağı olarak gördükleri anlamında Batı karşıtıdır ama ilk hedef asıl olarak kendi yöneticileri ve liderleridir.
İslamcı hareketler ayrıca, bütün diğer rakipleriyle karşılaştırıldığında, bir başka büyük avantaja sahiptir. Camiler, en diktatör yönetimlerin bile bütünüyle kontrol edemediği bir iletişim ve örgütlenme ağı olarak kullanılmaktadır.