Teyy

Teyy
@Teyve
birincisi, Amerikalılar Ortadoğu ülkelerinde kukla yönetimler kurmak ya da olanları sağlamlaştırmak için hem kuvvet kullanmaya hem de komplolar tezgahlamaya istekliydi; İkincisi de, bu kuklalar kendi halklarının ciddi saldırılarına maruz kaldığında Amerikalılar arkalarında durmuyor, onları hemen terk ediyordu. Birincisi nefret, İkincisi de küçümseme duygusu uyandırdı; bu tehlikeli bir bileşimdi.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Amerika'nın yapaylığı ve Araplar gibi sahici bir ulusal kimlikten yoksun oluşu teması sık sık Baas Partisi belgelerinde işlenmekte ve arada bir, Ocak 2002 tarihli konuşmasında olduğu gibi,Saddam Hüseyin tarafından dile getirilmektedir. Savaşlar -İkinci Dünya Savaşı ve ardından Soğuk Savaş- sürdükçe ve Batı'da Amerika'nın liderliği belirginlik kazandıkça, Amerika'nın payına da daha çok nefret düşüyordu. Üçüncü Reich'ın çöküşü ve Alman nüfuzunun sona erişinin ardından, daha fazla anti-Amerikancı başka bir güç ve başka bir felsefe sahneye çıktı(Ortadoğu devletleri için); bu Batı kapitalizmini ve onun en ileri ve tehlikeli biçimi olan Amerika'yı reddeden, Marksizmin Sovyet versiyonuydu.
İkinci Dünya Savaşı, petrol endüstrisi ve savaş sonrası gelişmeler birçok Amerikalıyı İslam topraklarına çekti; önce öğrenciler, ardından öğretmenler, iş adamları ya da başka ziyaretçiler ve nihayet göçmenler biçiminde artan sayıda Müslüman da Amerika'ya geldi. Sinema ve sonra da televizyon Amerikan hayat tarzını ya da onun bir türevini daha önce Amerika adını duymamış milyonların önüne getiriyordu. Çok çeşitli Amerikan ürünleri, özellikle Avrupa rekabetinin neredeyse silindiği ve Japon rekabetinin henüz doğmadığı savaştan hemen sonraki yıllarda, Müslüman dünyasının en ücra köşelerine kadar ulaşıyor, yeni müşteriler kazanıyor ve belki de daha önemlisi, yeni zevkler ve tutkular yaratıyordu. Bazıları için, Amerika özgürlük, adalet, fırsat ve başarı demekti; söz konusu nitelikler o zamanlar günah ya da suç sayılmıyordu.
Sovyetler Birliği'nin yıkılması ve 1991 yılındaki Körfez Savaşı ardından Saddam Hüseyin'in yenilmesi, özellikle de 1945'te olduğu gibi, bir kere daha, davalarına yardımcı olacak güçlü bir patronun himayesinden yoksun kalan Filistin hareketi gibi seküler milliyetçi hareketler için ölümcül bir darbeydi. Sovyet koruyucu gitmişti. Üstüne üstlük Saddam Hüseyin'e verdikleri coşkulu destekten dolayı öfkeye kapılan Kuveyt ve Suudi Arabistan'daki para kaynakları da Filistinlilere yardımı kesmiş ve onları yalnız, yoksul ve çaresiz bir başına bırakmıştı. İşte bu koşullar onları düşünülemezi düşünmeye itmiş ve İsrail'le barış sürecine sokmuştu. FKÖ, fundamentalistlere göre alçakça, Amerikalılar ve İsrailliler tarafından kurtarılmış ve İsrail'le küçültücü bir diyaloga sokulmuştu.