Müslümanların Türkiye'nin siyasi hayatında belirleyici bir rol oynamaları ne onların şimdi olduğundan daha dindar tutumlar benimsemek üzere harekete geçmelerine, ne de İslâm kaynaklarının kendilerine öğrettiği konularda daha bilgili ve bilinçli bir konum elde etmelerine bağlıdır. Müslüman zümrenin Türkiye'deki yeniden biçim alışta söz sahibi olması doğrudan doğruya "seçkinlik" ve "özgürlük savaşçısı" nitelikleriyle kendisi arasındaki mesafeyi kapatmasına bağlıdır.
Her şeyden önce Müslümanların kitleden, "yığın"dan farklı bir "zümre" meydana getirip getirmedikleri önem kazanıyor. Yani niyetleri ve özlemleri dolayısıyla sürü içinde sürüklenen çoğunluktan kendini yalıtmış bir "İslâmî kesim”in farkedilir bir belirginlikte olup olmaması önemli. Böylesi bir belirginliğin tutulan mevzi ile, girilen siperle doğrudan ilgisi var. "Mevzi" gibi, "siper" gibi askeri terimleri kullanışımız boşuna değil. Müslümanların seçkin özellikler kazanmaları da, özgürlüğe sahip çıkmaları da onların savaşçı niteliklerinden kopartılamaz. Yahut şöyle demeliyiz: Müslümanlar savaşçı niteliklere uzak durdukça seçkinliğe ve özgürlüğe uzak kalmayı seçmiş olurlar.