Devletin devamını sağlayan halkın katılımı değil. Esasen bir devletin varlığı doğrudan doğruya bir kesim insanın "iktidar" kullanma başarısına dayalıdır. Devletin iktidarı ve halkın yönetime katılımı arasındaki ilişkiyi yerli yerinde kavrayabilmek için her şeyden önce katılımdan neyi anladığımızı açıklıkla dile getirmeliyiz. Toplu halde yaşamak zorunda bulunan insanlar ister istemez içinde yaşadıkları topluluklara katılmış durumdadır. Bu kaçınılmaz birlikte oluşla "katılım" arasında belirgin bir fark var. İnsanlar arasındaki ırk, dil, din ve nihayet kültür birliği onları zorunlu beraberliğe itebilir. Böyle bir beraberliğin kaçınılmaz ürünü olarak bu insanlar devlet veya devlet benzeri örgütlenmeler içinde bulunabilirler. Irk, dil, din ortaklığı yüzünden yan yana gelmiş bir topluluğa katılmış bulunmak "katılım" değildir. Katılım, bir insanın içinde bulunduğu uğraşı topluluğun kaderiyle ilintili kılması demektir. O halde katılımın iki unsuru var: birincisi insanın topluluğun varlığı ve devamı bakımından anlama sahip bir uğraşı olması; diğeri bu uğraşın topluluğun kaderine bağlanması. Diyebiliriz ki katılım dışardan farkedilebilecek belirtilerden çok insan ve insanların iç bütünlüğüne dayalıdır. Katılım bir başarıya ulaşmaya değil, bir başarıyı tekrar etmeye yarar ve bu anlamda tarihin bulunması ile katılım aynı yönde hareket eden toplum değerleridir. Katılımını sağlamış yani tarihini bulmuş bir toplum, bir "millet" devletlerin yıkılması, toplulukların parçalanması gibi etkilere maruz kaldıktan sonra bile varlık gösterme başarısını tekrar edebilirler. Katılımı aşağı seviyede kalmış topluluklar ise dış belirtilerden aldıkları güçle devletler kursalar ve devam ettirseler bile başarılarını tekrar edecek dayanaklardan mahrum kalırlar. Bu topluluklar için