Zihin bir ülkeyse eğer her ülke gibi onun da sınırları olmalıdır. Bu sınırlar içinde biz insanlar doğru-yanlış, sahici-sahte ayırımı yapıyoruz. Daha da ilginç: Ülkemizin bir tarihi var. Ruhbilimin sınıflandırdığı zihin etkinliklerinin her biri birer süreç. Anlama, bilme, öğrenme, dikkat, algı gibi etkinlikler, içinde yaşadığımız zihin ülkesinde "ömür" sürüyor. Estetik seçmelerimiz ve sanatı ilgilendiren ani kavrayış ve çakışın bile bir tarihi var. İşte biz bu şartlar altında insanlığımızı arıyor, buluyor, kaybediyoruz. Zihin ülkemizin bayındırlığı ve bağımsızlığı veya tersine tahribatı ve istilaya uğramışlığı tek tek her birimizi ilgilendirdiği gibi bütün insanlığı da ilgilendiriyor. Hepimizin tek tek zihin ülkesi olduğu, hepimiz aynı zihin ülkesinde yaşadığımız için seviyor, nefret ediyor, seviniyor, üzülüyor, kutsuyor ve kargışlıyoruz. Zihin ülkemiz ezeliet ve ebediyet arasındaki (büyüyen, küçülen, alçalan, yükselen ama) sonu, eceli olan varoluşumuzun mayasıdır. Varoluşumuzun mayası olarak zihin ülkemiz dış âlemlere doğru harekete geçmemizi sağlar. Bazan taşar, yayılır, akınlar düzenleriz; bazan geri çekilir, ricat eder, iç savaşlara sürükleniriz. Bütün bu hareket süreci ve süresi içinde yapacağımızı bir mühimmatı kullanarak yaparız.