İnsanın yaşadığı hüsranı hissetmesinin, kabaca da olsa hüsrana uğrama sebebini tespit etmesinin son derece zor olduğu fikri. Hüsranı tespit etmenin önemli olmasının gayet bariz ve hatta mantıklı bir açıklaması vardır. Hüsran olmadan tatmine ulaşılmaz. Ayırdına varılmamış, ortaya koyulmamış bir hüsrana ne çare bulunur ne de varlığı kabul edilir; bağımlılık daima hüsran bağımlılığıdır.
Yaşam, insanlar öyle her istediklerini elde edemedi diye değil, arzuları kendilerine hasar vermeye başladığında, istedikleri şey katlanılmaz kayıplara gebe olduğunda trajik bir hâl alır.
Daima gereksinim durumunda bulunduğumuzu, psikanalist John Rickman'ın tabiriyle "içgüdülerin esiri" Olduğumuzu ve mütemadiyen bir şeyler istediğimizi düşünürsek, arzuyu trajik, keyifli değil de netameli, hayat dolu değil de dehşet verici yapan nedir?