t.

savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye; zaman ki sana hasta olmuş, incelikli haytasın. raksederken mahallenin maşallahı, eyvallahı güzelleş be oğlum, şimdilik ölümüne kadar hayattasın, şimdilik ölümüne kadar hayattasın
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kördüğüm çember Dört duvar Canevinde bıkar bu can uçar
Puan vermedi·312 syf.··
2025 86. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2025 01:22
Örümcek Kadının Öpücüğü, ne bir devrim hikâyesi ne de bir aşk romanı; daha çok güçsüzlerin hikâyesinin içine yerleştirilmiş bir ayna. Molina, tıpkı hayatta gördüğümüz birçok insan gibi iki arada bir derede kalmış biri. Romanda ne tam bir ajan ne tam bir kurban; daha çok arada kalmışlığın, yalnızlığın ve sevgiye(belki de en çok aşka)duyulan açlığın temsilcisi. Hapishanenin soğuk pragmatizmi onu bilgi için kullandığında, Valentín’le kurduğu zayıf ama gerçek bağ tüm planları altüst ediyor. Ama dünya ne Molina’yı, ne Valentín’i, ne de bu kırılganlığı anlayacak kadar merhametli. Molina’nın cinsel kimliği romanın bir dekoru değil; bir trajedinin asıl omurgası. O kimlik hem korunma umudu hem de dışlanmanın damgası. Romanın yer yer dipnotlarla açıklama ihtiyacı duyması, sanki bu kimliği daha anlaşılır ve “kullanışlı” hâle getirme çabası gibi. Molina’nın hem sistem hem toplum tarafından önce işe yarar bulunup sonra gözden çıkarılabilmesi, yalnızca politik bir aygıtın acımasızlığını değil, toplumsal bir vicdansızlığı da görünür kılıyor. Onun vurularak öldürülmesi ise bu sessiz vicdansızlığın, insan hayatının arsızca değersizleştirilmesinin en açık kanıtı. Puig, bu kitapla politik ideallerin insanların üzerinde nasıl birbirini tükettiğini, bir insanın diğerine karıştığı o ince çizgiyi, keskin ve yakıcı bir dille anlatıyor. Ama bu anlatmaya çalıştığı ses, çoğu zaman insan sesleri, politik uğultular ve silah sesleri arasında kaybolup gidiyor.
Örümcek Kadının ÖpücüğüManuel Puig · Can Yayınları · 2025300 okunma
Bakın ne öğrendim: Unwin’e göre toplumların kaderi cinsel kurallarla bağlantılıymış. Tam serbestlik toplumu zayıflatıyor, aşırı baskı ise bir noktada patlatıyor. Ne tam özgürlük ne tam yasak: toplumları ayakta tutan şey bu ikisinin arasındaki dengeymiş. Ve ilginçtir, siyasal erkler de genelde bu dengeyi sezgisel olarak izliyor.
Dürüst insanın politik güceUlaşamayacağını söylüyor, sorumluluk anlayışı buna engel teşkil edermiş
Sayfa 121·Kitabı okudu