Manuel Puig

Manuel Puig

Yazar
8.9/10
38 Kişi
·
102
Okunma
·
9
Beğeni
·
1184
Gösterim
Adı:
Manuel Puig
Unvan:
Arjantinli Yazar
Doğum:
Arjantin, 28 Aralık 1932
Ölüm:
Meksika, 22 Temmuz 1990
Manuel Puig (General Villegas 28 Aralık 1932 - Cuernavaca 22 Temmuz 1990) Arjantinli yazar. La traición de Rita Hayworth (1968) (Rita Hayworth`un İhaneti), Boquitas pintadas (1973), El beso de la mujer araña (1976) (Örümcek Kadının Öpücüğü) romanlarıyla tanındı. Örümcek Kadının Öpücüğü daha sonra sinemaya ve Broadway müzikaline uyarlandı.

Buenos Aires vilayetinde doğdu, Buenos Aires Üniversitesi felsefe bölümünden mezun olduktan sonra film arşivcisi ve editör olarak çalışmaya başladı. Burs alarak İtalya`ya gitti. Puig TV şovları ve filmler için senaryo yazarı olmak istiyordu. Bu asla gerçekleşmedi ve 1960`larda Arjantin`e geri döndü. İlk romanı Rita Hayworth`un İhaneti`u yayımladı. Daha sonra New York`a yerleşti ve diğer kitaplarını yazmaya başladı.

Manuel Puig`in eserleri pop art olarak kabul edilir. Büyük olasılıkla televizyon ve sinema üzerine çalışmasından dolayı eserlerinde film tekniği ve sinematografik anlatımın etkileri görülür. "Bu sayfaları okuyana sonsuz lanet" ve "Örümcek Kadının Öpücüğü" eserlerinde de bu etki açıkça görülmektedir.

Hayatının büyük bir bölümünü ülkesinden uzakta geçiren Puig, 1989`da Meksika şehri Cuernavaca`ya gitti, burada 1990 yılında hayatını kaybetti.
...unutulmaması gereken tek bir şey var: İnsan yaşamında, kısa da olsa, uzun da olsa, her şey geçicidir. Hiçbir şey kalıcı değildir.
Manuel Puig
Sayfa 277 - Can Yayınları
281 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"Örümcek Kadının Öpücüğü", başından sonuna, son derece maharetli bir edebiyatçının ilmek ilmek ördüğü bir edebiyat şaheseri. Öyle ki; dilin güzelliği, üslûbun etkileyiciliği en üst seviyelerde dolana dolana insanın içini edebiyat sevgisiyle dolduruyor... bir yazar böyle bir eser yazabiliyorsa edebiyata tutunmak için herkesin umudu olmalı. Bu incelikli, âhenkli dille; bu yoğrula yoğrula lezzeti çoğalan üslûpla bize insanın söyleşmeye, hâlleşmeye ihtiyaç duyduğu ve dilin insana verilmiş en güzel armağanlardan biri olduğu söyleniyor aslında. Kitabı seneler sonra yeniden okumayı düşünüyorum. Bunca sene içerisinde böylesine bir tada çok az kitapta denk geldiğimi söylemem lâzım; meselâ Toni Morrison'ın 'En Mavi Göz'ü, Sâmiha Ayverdi'nin 'Yolcu, Nereye Gidiyorsun?' adlı eseri, Anne Rice'ın 'Vampirle Görüşme'si , Nabokov'un 'Lolita'sı aklıma ilk gelenler... Karakter yaratamayan nice edebiyat eseri arasında Manuel Puig'in başyapıtı, dilin kendisinin bir karaktere dönüştüğü, benzeri kolay kolay görülemeyecek, görülse bile tadı kolay taklit edilemeyecek bir edebiyat örneği. Edebiyat anlatmaksa, Örümcek Kadının Öpücüğü hakikaten büyüleyici, insanın gönlünü kamaştıran bir dille anlatıyor... işte bu, has edebiyat demek.

Mutlaka; ama mutlaka okumanızı öneririm.
281 syf.
·Beğendi·9/10
Sanırım okuduğum en ilginç kitaptı. Şöyle ki neden sevdim bilmiyorum :) Tekrar okurum o derece yani. Değişik bir hikayesi var. Eşcinsel bir mahkum ve siyasi bir mahkumun koğuş arkadaşlığını anlatıyor. Kitapta bol bol eşcinselliğin geçmişi ile ilgili dipnotlar vardı. Bu yüzden sevdim sanırım. Gerçekten ilginç bir kitap.

http://hayalimdekikutuphane.blogspot.com.tr/...ugu-manuel-puig.html
281 syf.
bu kitabı okuduktan sonra, okumadan önceki kişiyle aynı kişi olmayacağınıza eminim. hoş sohbete, samimiyete, iyi niyete, yardımlaşmaya, kısacası muhtaç olduğumuz insanlığa bir güzelleme bu kitap ve tabi sinemaya! insan kalın.
224 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
İlk defa, bir kitaba karşı ne hissettiğimi bilemeden kapattım kapağını. Çünkü "bir sevdim bir sevmedim"lerle ilerledim durdum. Öyle sahneler betimlemiş ki yazar, bayılmamak elde değil. Ama öyle sahneler de var ki, olmasa ne olurdu sanki diye sorduracak cinsten, tek kelimeyle sıkıcı. Aslında şaşırtan bir sonuç olmadı bu benim için, çünkü Arjantin Edebiyatı'nın düz bir zemine asla kurulmayacağını anlamış bulunuyordum zaten. Kesinlikle sıradan bir aşk romanı, sıradan bir macera beklemeyin Arjantinli bir yazar okuyacaksanız. Onlar sıradan kelimesinin tam zıddı, kafanızı iyiden iyiye karıştırmadan bırakmıyorlar hiçbir yere. Mutlaka okuyun diyemem ama şu anda basımı olmadığı için denk gelirseniz edinin derim. =)
281 syf.
·2 günde·9/10
Kitabın güzelliğine diyecek yok. Hücrede geçen iki nefes, tek hayat. Ancak benim kitapta en çok beğendiğim kısım dipnot şeklinde verilen eşcinsellik bilgilendirmesi yapıp, karakterin eşcinsel olması sebebiyle bir çerçeve çizmeye çalışması oldu. Bunun yanında Istanbul Istanbul kitabıyla benzer bulduğum kitap. Molina'nın sevdiği filmleri ya da Valentin'in seveceğini düşündüğü filmi görsel olarak anlatması günlerini diri tutma çabası ve kendini her daim sevdiğine adaması, ezilmesi ve kendini neredeyse yok sayması. Tavsiyedir.
263 syf.
·Puan vermedi
Örümcek Kadının Öpücüğü, ilk olarak 1976 yılında yayımlanmış politik psikolojik romandır. Ülkemizde ise 1986 yılında Öykü Yayın tarafından basılmıştır. Kitap, aynı zamanda Manuel Puig'in en bilinen romanıdır ve Hector Babenco tarafından sinemaya aktarılmıştır. Daha sonra da tiyatroya uyarlanmıştır. Valentin bir siyasi suçlu, Molina ise eşcinseldir. İkisinin aynı hücrede kaldıkları süre içinde yaşadıklarını anlatan yazar; insan olabilmeyi, aşkı, tutkuyu, hayatın farklılıklarla güzel ve anlamlı olduğunu kazıyor beynimize. Bu kitabı okuduktan sonra bakış açısı değişiyor insanın. Anlatımıyla, kurgusuyla muhteşem bir eser ve kesinlikle okunması gereken kitaplardan. Herkese keyifli okumalar.
281 syf.
Diktatörler tarafından yönetilmek... Karakterin erkek olduğunu bilmemize rağmen kendimize engel olamadan kadın olduğunu düşünmek... Gerçekten çok güzel bir anlatım. Yaşam, dostluk ve dayanışma... Okunduktan sonra film de izlenebilir.
195 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Manuel Puig'in "Örümcek Kadının Öpücüğü" adlı romanını okuyanlar onun sadece diyaloglardan oluşan, ama diyalogların başında isim bulunmayan anonim akışından haberdardır. Örümcek Kadının Öpücüğü, Molina ve Valentin adlı iki tutuklunun birbirlerine seyrettikleri ve çok sevdikleri filmleri anlatması üzerine ilerler: Molina eşcinseldir, Valentin devrimcidir. Ama elbette bazen hiç bir şey göründüğü gibi değildir. Muazzam bir eserdir Örümcek Kadının Öpücüğü. Edebiyattır.

Bu Satırların Okuruna Sonsuz Lanet ise Örümcek Kadının Öpücüğü'nü andırıyor: burada da bütün kitap, kitabın sonundaki mektuplar vb hariç tamamen diyaloglar üzerine ilerliyor. BUrada da anlatıcılar anonimler, hangi sözü kimin dediği bazen belli olmuyor, ortada bir karmaşa, bir iç içe geçmişlik, birbirine dolaşmışlık var. Örümcek Kadının Öpücüğü, anlatılan filmler üzerinden bir çok tablo, bir çok resim ve hikâye anlatıyor ve okurun zihninde sürekliliği olan bir öyküyü kurup onu sürdürüyordu, ve bunu yapmayı hedefliyordu. Bu Satırların OKuruna Sonsuz Lanet ise bu anlamda daha girift, karmaşık ve biraz da acımasız bir yere doğru yol alıyor: öncelikle 70'li yaşlarının sonlarına gelmiş, ve artık hasta olan Bay Ramirez'in Arjantin'de hapisanede geçirdiği yıllarda yazdığı notlarla alakalı bir çalışma da yapmak isteyen bakıcısı Larry ile arasında zaman ilerledikçe oluşan ilişkinin bir öyküye dönüşmesi zor; çünkü rahat bir şekilde takip edemediğimiz ruhsal , kişisel garipleşmeler, tuhaflıklarla zaman içerisinde bir takım tuhaf oyunların oynandığını anlamaya başladığımızı söyleyebilirim: geçmişi unutmuş olan, unutmaya başlamış ya da bu yolda hayli yol almış olan Bay Ramirez, Larry'i kendi geçmişini anlatmaya daha doğrusu kurgulamaya ve kendi zihninin ve hoşuna gideceği şekilde anlatmaya zorluyor ve önce antipati ile karşılaşan bu arzu zamanla karşılıklı oynanan bir oyuna dönüşüyor. Sonuç: ödipal kompleksler, baba ile yaşanan sorunlar, evlat katilliği duygusu,eziklikler, anlatılanların gerçek mi yalan mı olduğunun bilinmediği bir noktaya doğru hikâye üstüne hikâye ile bilinmedik bir sona doğru gidişimiz... anlatılan doğru olabilir, ama uydurma ve kurgu da olabilir. Yazarın insanı anlamanın ve anlatmanın karmaşıklığı, belki edebiyatın modern insanı anlatabilme ve bu anlatma kaygısının yetersizliği karşısında bir kanıt sunma gayreti de bu ayrıca. Bir başı bir sonu da yok kitabın. Ya da, bölüm başı diyebileceğimiz her başlangıçta diyalogun ve anlama çabasının bir kez daha başladığı ve buna niyetlenildiği, ama karmaşanın daha da arttığı bir anlatı. Örümcek Kadının Öpücüğü değil de Laneti gibi daha çok. Okura neden lanet okunduğu ise bir başka mesele. Kitapta neden bu adın kullanıldığını bir şekilde anlıyorsak da yazarın metnin karmaşıklığı üzerine belki de kitap boyunca sürüp giden art niyetlerin, samimiyetsizliklerin ama samimi görünüşlerin, iyi niyetlerin pozlarıyla her şeyin akıp gitmesine paralel bir uyarı gibi de bir yandan: okumaya ve anlamaya hem bir davet, hem de bir lanet, gibi.

Okumaya niyeti olanlara şimdiden başarılar, ve bol şans...
281 syf.
·Puan vermedi
Çok güzel, farklı bir konusu var. Yazar romanın kurgusunu iyi işlemiş. Başından sonuna kadar pür dikkat okunabiliyor. Farklı duruşlara rağmen her şeyden önce insan olduğumuzu yazar sürekli hatırlatıyor.
281 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Olaylar 1970'lerde faşist diktatörlük altındaki Arjantin 'de bir hapishane hücresinde geçiyor. Kitap 1976'da Arjantin'de yasaklanmış.

Aynı hücreyi paylaşan, birbirlerinden çok farklı özellikleri olan siyasal suçlu Valentin ile eşcinsel Molina arasındaki diyaloglardan oluşuyor. Okurken eşcinsel tiplemeyi gerçek bir kadınmış sanarak okuyorsunuz, o kadar kadın. İki suçlunun kader ortaklıkları , her türlü zıtlığın ( kadın-erkek, zeka-salaklık, mantık-duygu) birbirine kaynaştığı naif bir anlatım ve bir çok insanın küçümseyeceği bir insanın duruşu ile devleşmesi... .
Sayfa altlarında eşcinsellikle ilgili enteresan bilgiler var. Çok esprili, insanı gülümseten diyaloglar, insan olmayı, yardımlaşmayı, vefayı, sevgiyi , kendini aşmayı bize hatırlatıyor.
. Yalnız bunun yanı sıra Molina'nın hücrede vakit geçirmek için anlattığı filmler beni okurken sıktı. 1.film iyiydi ama sonrasında dikkatim dağıldı, zor okudum. Benim için kitabın tek kötü tarafı buydu. Ama benim için sıradışı ve sıcak bir kitap olarak kalacak... Belki herkesin beğenebileceği bir kitap değildir, bilemiyorum. .
.
Kitabın filmi de var ve en yakın zamanda izlemek istiyorum

Yazarın biyografisi

Adı:
Manuel Puig
Unvan:
Arjantinli Yazar
Doğum:
Arjantin, 28 Aralık 1932
Ölüm:
Meksika, 22 Temmuz 1990
Manuel Puig (General Villegas 28 Aralık 1932 - Cuernavaca 22 Temmuz 1990) Arjantinli yazar. La traición de Rita Hayworth (1968) (Rita Hayworth`un İhaneti), Boquitas pintadas (1973), El beso de la mujer araña (1976) (Örümcek Kadının Öpücüğü) romanlarıyla tanındı. Örümcek Kadının Öpücüğü daha sonra sinemaya ve Broadway müzikaline uyarlandı.

Buenos Aires vilayetinde doğdu, Buenos Aires Üniversitesi felsefe bölümünden mezun olduktan sonra film arşivcisi ve editör olarak çalışmaya başladı. Burs alarak İtalya`ya gitti. Puig TV şovları ve filmler için senaryo yazarı olmak istiyordu. Bu asla gerçekleşmedi ve 1960`larda Arjantin`e geri döndü. İlk romanı Rita Hayworth`un İhaneti`u yayımladı. Daha sonra New York`a yerleşti ve diğer kitaplarını yazmaya başladı.

Manuel Puig`in eserleri pop art olarak kabul edilir. Büyük olasılıkla televizyon ve sinema üzerine çalışmasından dolayı eserlerinde film tekniği ve sinematografik anlatımın etkileri görülür. "Bu sayfaları okuyana sonsuz lanet" ve "Örümcek Kadının Öpücüğü" eserlerinde de bu etki açıkça görülmektedir.

Hayatının büyük bir bölümünü ülkesinden uzakta geçiren Puig, 1989`da Meksika şehri Cuernavaca`ya gitti, burada 1990 yılında hayatını kaybetti.

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 102 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 118 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.