Eğer tarih bir hayat öğretmeni ise -ki öyledir yaşadığımız zaman ve mekan içerisinde tarihten hiçbir ders çıkarmamış pek çoklarının mevcut olduğu ortadadır. Her ne kadar inanılmaz gözükse de, kendi toplulukları içerisinde saygın ve nüfuslu kişilerin, insani değerleri bir tarafa bırakıp, ruhsal ve fiziksel şiddetin hizmetine girmiş oldukları maalesef acı bir gerçektir.
Eğer zorluklardan daha iyi ve güçlü bir insan olarak çıkmıyor isek, o halde tüm çilemiz beyhudedir. Eğer iyilik ve güzelliklerden hayata karşı daha özgüvenli bir şekilde çıkmıyorsak, o halde bu boşuna geçmiş bir zamandır.
Dünyaya gelen çocuk, ebeveyn için adeta bir ayna hükmündedir. Anne babanın her halini, hareketini, duygusunu, tutarlı tutarsız duruşunu an be an kaydeden, sonrada eksiksiz bir biçimde açık eden kocaman bir ayna gibidir.
Eğer anne sinirliyse ve sorunlarını bağırarak çözüyorsa, çocuğun da problem biçimi bağırmak, muhatabını hırpalamak, vurmak, ısırmak. Olur.
Aynı şekilde babası televizyon izlerken "dinleniyorum" diyen bir çocuğun, dinlenme biçimi saatlerce bilgisayar, televizyon başında oturmak olmuştur bile... Ya da benzer bir biçimde babasının teknoloji merakını, küçüçük yaşında telefon isteyerek yansıtmaya başlamıştır.
Zira Efendimizin (sav) söylediği gibi "Mümin, müminin aynasıdır." Her çocuk ebeveynine onda olanı yansıtmaktadır.