Dünyaya gelen çocuk, ebeveyn için adeta bir ayna hükmündedir. Anne babanın her halini, hareketini, duygusunu, tutarlı tutarsız duruşunu an be an kaydeden, sonrada eksiksiz bir biçimde açık eden kocaman bir ayna gibidir.
Eğer anne sinirliyse ve sorunlarını bağırarak çözüyorsa, çocuğun da problem biçimi bağırmak, muhatabını hırpalamak, vurmak, ısırmak. Olur.
Aynı şekilde babası televizyon izlerken "dinleniyorum" diyen bir çocuğun, dinlenme biçimi saatlerce bilgisayar, televizyon başında oturmak olmuştur bile... Ya da benzer bir biçimde babasının teknoloji merakını, küçüçük yaşında telefon isteyerek yansıtmaya başlamıştır.
Zira Efendimizin (sav) söylediği gibi "Mümin, müminin aynasıdır." Her çocuk ebeveynine onda olanı yansıtmaktadır.
Günümüz ebeveynliğinin sabrının sınırı yok denecek kadar azdır. Çocuğun çocukluğuna bile tahammül edemeyen pek çok ebeveyn, en özel nimetlerden biri olan anne-babalık makamını dahi bir zahmetmiş gibi anlatmaktadır.
`Gece uyutmadı, çok yaramaz, çok yoruluyorum' gibi onlarca yakınma cümlesiyle -bırakın bir imtihan sürecine- rahmet olana bile külfet muamelesi yapabilmektedir.
Nimeti imtihan kılmak bir tarafa; hastalık, kaza, başarısızlık gibi gerçekten menfi tesirleri olabilecek süreçlerde ise, anne babaların sesleri "dua" ile değil "isyan" ile göğe ulaşmaktadır. Üstelik böyle yaparak Gayretullaha dokunduğunu -ne yazık ki- fark edememektedir.