Bir şey vardır, öyle yaralar, yakar ve acı verir ki, belki ölüm bile bu ıstırabı dindiremez: Bir ya da iki kişinin, insanın onsuz insan olarak kalamayacağı benlik duygusunu zedelemesi. Kibir, diyorsun. Evet, kibir... Fakat yine de bu benlik duygusu insan hayatının derin anlamını oluşturur.
İnsanların kalplerinde fazla gerginlik, fazla öfke, fazla intikam hırsı var. Kalplerimize bakıyoruz ve orada ne buluyoruz? Zamanın en fazla hafiflettiği ama için için yanmaya devam eden öfke. O halde neden dünyadan, insanlardan başka bir şey bekleyelim ki?
Çünkü daima 'õtekini' severiz, daima onu ararız, hayatın bütün koşullarında ve değişikliklerinde... Bunu biliyor musun? Hayatın en büyük sırrı ve en büyük hediyesi, 'aynı türde' iki insanın karşılaşmasıdır.
"İnsan ne yaşayacağını biraz da kendi belirler. Yaşanması gerekeni belirler, yanına çağırır ve bırakmaz. İnsan böyledir. Yaptığının vahim olduğunu ilk andan itibaren bildiği halde yine de yapar…”