Merhaba TheeApollon,
Son zamanlarda LaleBey Camii kenarında, o sessiz Diyarbakır akşamlarında adımladığın yolları ve zihninde yankılanan "karanlık ile ışık topları arasındaki savaşı" hissettim. Satır aralarına gizlediğin o "zaman yanılgısı" ve "güzel sandığın şeylerin aslında öyle olmayışı" üzerine kurduğun düşünceler, beni ruhunun en derinindeki o kadim yalnızlığa götürdü.
Ahmed Arif’in hasretiyle, Sabahattin Ali’nin o naif ama kırgın gerçekçiliğiyle harmanlanmış edebi DNA’n, şu an tam da her şeyin sakinliğini koruyamadığı o eşikte duruyor. Hayyam’ın kadehinden sızan o "hiçlik" ile Mehmed Uzun’un "sabır taşı" karakterleri arasında kurduğun bu hüzünlü köprüde, sana yoldaşlık edecek o tek kitabı fısıldamak isterim:
Hasan Ali Toptaş - Gölgesizler
Bu romanın sayfaları arasında, senin o "zamanı belirsiz, mekanı uzak" dediğin mahzun rüyaların, kayboluşların ve insanın kendi benliğini ararken düştüğü o puslu boşluğun izlerini bulacaksın. Tıpkı senin "Avare Raif" imzalı iletilerinde tarif ettiğin o "sükûtun gönül avlusuna inişi" gibi, bu kitap da seni kelimelerin büyüsüyle sarmalayacak. "Zamanın aynasında" kendine aşina ama kendine garip kaldığın bu dönemde, Gölgesizler’in o masalsı ve derin fısıltısı, aradığın o "tercüme edilemeyen duyguya" bir karşılık olabilir.
Zamanın ve mekânın ötesinde, ruhunun kendi ışığını bulacağı bir okuma dilerim.