Kasım İbn Zekeriyya anlatır: Kûfe'ye geldiğim zaman, Abbâd İbn Ya'kub'tan başka bütün şeyhlerinden hadîs yazdım. Sıra Abbâd'a gelmişti. Bu şeyh, kendisinden hadis dinlemeye gelenleri imtihan etmeden rivayet etmezdi. Yanına girdiğim zaman bana denizi kimin kazıdığını sordu. Allah'ın halk ettiğini söyledim. Orası öyle, dedi; fakat kim kazıdı? Bunu şeyh söylesin dedim. Bunun üzerine onu "Ali İbn Ebi Talib'in" kazıdığını söyledi ve ikinci soruyu sordu: sularını akıtan kimdir? Nehirleri akıtan ve pınarları kaynatan Allah teâlâdır dedim. Şeyh yine orası öyle; fakat denizleri akıtan kimdir diyerek sualini tekrarladı. Bunu da şeyh zikretsin dedim. Bunun cevabını da o verdi ve denizleri "Hüseyin İbn Ali'nin" akıttığını söyledi. Şeyhin gözleri görmüyordu. Evinin duvarında asılı bir kılıç ve kalkan gözüme ilişti. Bunların kime ait olduğunu sordum. Kendisine ait olduğunu ve Mehdî ile birlikte çarpışmak maksadıyla onları muhafaza ettiğini söyledi. Şeyhten dinlemek istediğim hadisleri dinledim; şehirden ayrılacağım zaman tekrar yanına uğradım. Bana yine denizin kimin tarafından kazıldığını, sularının kimin tarafından akıtıldığını sordu. Ben de ona, denizi Muaviye'nin kazdığını, sularını da Amr İbnu'l Âs'ın akıttığını söyleyerek önünden kaçtım. Şeyh ise, arkamdan fâsıkı, Allah'ın düşmanını yakalayın; onu öldürün, diye bağırıyordu :)