Genç adam, "Hâlâ mı 'Demir Bey'?" diye sordu. Bu soru dudaklarından tamamen bilinçsizce dökülmüştü. Belki düşünmemişti bile. Soru kendine bile o kadar saçma gelmişti ki, Süheyla'nın vereceği her tepkiye razıydı.
Yine, o benzersiz ciddiyetiyle cevap verdi. "Aşmak istediğim sınırların sonunda belirsizlik varsa; mesafeyi belirleyen sınır çizgisini korumayı tercih ediyorum."
Çayından bir yudumunu alıp üşüyen içini bir miktar ısıttı. "Biliyor musun, Mahsum, ben inanmazdım kadere. Yani derdim ki benim seçtiğim kadın benimle evlenecek, mutlu bir hayat kuracağız. Benim kurduğum bu iş olacak başka oluru yok. Benim seçtiğim ev benim olacak."
"Nasipten öteye gidilmez. Nasibine her şey yazılmıştır. Sana seçim şansı doğru da yanlış da verilir. Kadere inanmamak yanlış seçimdir ve olmasını istediğin ama olmayan konularda yanlış seçimin yüzünden olmayışını sorgular durursun. Nasibini veren güzeldir vesselam."
"Ne güzel bir atmosfer değil mi? İnsanın içini mutlulukla dolduruyor," dedim keyifle, o da düşüncelere gömülmüş olmalı ki, sözlerim üzerine dalgın bir tavırla başını kaldırdı.
"Evet, kesinlikle. Babaannemin bir lafı var, "Düğünler ve doğumlar sürdüğü müddetçe, insanlar kahkaha atmaya devam edecekler." Hayranlığımı belli ederek gülümsedim. "Manidar bir söz."