Dikenler Şehri, bana basit olduğu için önerilen serinin ilk kitabıydı. Kendimi fantastik dünyalara alıştırayım derken demonolojiye boğuldum. Tabi ki bu benim tercihim. Çünkü kitap bundan o kadar da bahsetmiyor. Evet konuya gelelim. Amerikalı kızımız Rowan, annesinin bir ormanda şeytanlar tarafından yanarak öldüğünü görüp kaçıp kurtulan biri. Bunun için araştırma yaparken bir arkadaş ediniyor. Shai, Dikenler şehrinde büyücülük okuluna giden bir fani. Rowan ondan bilgi koparmanın peşinde. Bu sırada hayatındaki tacizci lise arkadaşı Jack ile başının belada olduğunu okuyoruz. Ah ah ne yapacaksın kadınsın diye fantastik dünya da bile duvara sıkıştırıyorlar. Her neyse kızımız içmeye gittiği gece bir şeytan olan Kaos Lordu Orion ile tanışıyor. Orion, kızı Jack'ten kurtarıyor fakat onu öldürmek için alıyor zindana kapatıyor. Sonrası spoiler.
Orion, geçmişte bir intikam için aradığı son succubus olan Mortana'yı arıyor. Rowan dış görünüş olarak Mortana'ya benziyor. Rowan ona kanını emmesini ve fani olduğunu kanıtlayacağını söylüyor. Fani çıkıyor ve anlaşmaya varıp bireysel intikam planları için ortaklaşa hareket ediyorlar. Kitapta sürekli bir şekilde kutsal metinlerde yer alan bir çok özel isimle karşılaşıyoruz. Zaman zaman kafamı karıştıran durum bu oldu. Tam kavrayamadım. Kitap Beelzebub, Lucifer, satan or demon gibi kavramları kullanıyor ve zihnimde bunlar aynı şey değil miydi yahu diye geçti. Araştırdım neye inandığına göre değişen bir tarihi ve anlatısı oluşuyor. Beni en çok çeken şey bir şeytan çıkaran rahibin anlatısı oldu. Bu üç kavramın teslis inancındaki gibi (baba,oğul, kutsal ruh) bir üçleme olduğunu söylüyor. Baba satan, oğul- jesus Lucifer yanı ışık getiren ve Beelzbub kutsal ruh diye anlatıyor. Kitapta geçen şekliyle cehennemin yedi prensi var ve Lucifer,