Bir orman gibiydi, meşe korusunun çatlayan binlerce tomurcukla uğuldayan,birbirine geçmiş karanlık dalları gibiydi. Aynı zamanda,gövdesinin birbirine geçmiş karanlık dolambaçlarında cinsel isteğin kuşları uyumaktaydı.
Kadının suçu değildi bu,sevginin,cinselliğin suçu da değildi.Bütün suç şu ötedeki uğursuz elektrik ışıklarında,motorların kötülük dolu homurtusundaydı.Bütün suç,şu ötede ışıklarla kıvılcımlanan,kızgın maden kusan,taşıtlarla uğuldayan,makinalaşmış açgözlülük,açgözlüleşmiş makinalaşma dünyasındaydı;bütün kötülük ordaydı,kendine ayak uyduramayanları yok etmeye hazır bir kötülük.
Gerçekte,yaşamımıza yön veren şey,duygudaşlığımızın coşmasıyla yatışmasıdır.Gerektiği gibi ele alınırsa,romanın önemi de burdadır.Roman,duygudaşlık bilincimizi aydınlatabilir,yeni yerlere yöneltebilir,ölü olan şeylerden de uzaklaştırır.Dolayısıyla gerektiği gibi anlaşılırsa,roman,yaşamın en gizli yerlerini bile gözönüne serebilir:Çünkü duygusal bilincin dalgaları her şeyden önce,yaşamın gizli kesimlerinde,kabarıp çekilmek,aranıp yenilenmek zorundadırlar.