Ölüm kararı verilene kadar, soluk aldığımı, hareket ettiğimi, diğer insanlarla aynı ortamda yaşadığımı hissetmiştim; şimdi dünyayla benim aramda bir sınır olduğunu kesin bir şekilde kavrıyordum. Hiçbir şey bana önceki gibi görünmüyordu. Bu ışıklı geniş pencereler, bu güzel güneş, bu mavi gökyüzü, bu güzel çiçek artık bir kefenin rengi gibi beyaz ve solgundu. Yüzümü görebilmek itişip kakışan bu adamlar, bu kadınlar, bu çocuklar artık hayaletlere benziyorlardı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Evet, ölüm! diye tekrarlıyordu içimden gelen tanıyamadığım bir ses, bunu söylemekle nasıl bir risk almış olabilirim? Bir ölüm kararı soğuk ve yağmurlu bir kış gecesi, meşalelerin ışığında, kasvetli ve karanlık bir salondan başka bir yerde açıklanabilir miydi? Ağustos ayında, sabahın sekizinde, böyle güzel bir günde bu iyi yürekli jüri üyelerinin böyle bir karar vermeleri imkansızdı! Ve gözlerim gidip gelip güneşte parlayan güzel sarı çiçeğe takılıyordu.
"... Aşk işte, Nevzat'ın söylediği gibi insanın hissedebileceği en yıkıcı duygu. Hepimiz bunu biliriz aslında, bilmesek de hissederiz. Gel gör ki bu duygudan da vazgeçemeyiz. Kapımızı çaldığında biraz tereddüt etsek de çok fazla bekletmez, büyük bir heyecanla buyur ederiz içeriye. Bedelini de öderiz tabii sonunda..."