Okudum ama tarayarak. Üzerinde durmadan. Tek bir not bile almadan. Bakış açısı fena değil ama çok sığ bir kitap olmuş, bilgi desen hiç yok hele. Vasatın da altı...
Tarihte adeta devrime neden olmuştur büyük fikirler mi? Tonlarca var, sergiye hoşgeldiniz! Yazar, diğer kitaplarında da olduğu gibi, Mini Felsefe ve Mini Psikoloji de gerçekten okunması gereken kitaplardan bence, kendine has eğlenceli üslubu ve konuya getirdiği yorumlarla oldukça dolgun bir bilgi kaynağı oluşturmuş. Derlediği ilginç bilgiler de cabası. Kısacası, kaçırmayın derim ;) şimdiden iyi okumalar
Kendinizde olmadığınızı fark etmek nasıl bir şeydir? Eskiden olduğunuz kişiyi bilip de onu yanlızca bir resme bakar gibi hatırlamanız? Ve her ne kadar aklınız size oyunlar oynasa da sizi aşağı çekse de o anıların, daha önce size muhteşem gelen kişiyi inatla hatırlatması? Tüm bunlar bu kitabı okurken hissettiklerimdi. Tam bir duygusal roller coster. Aynı zamanda bir farkındalık kitabı da denebilir. Bizim hayatımızın konforu içinde nasıl yaşadıklarını düşünmek bile istemediğimiz -hadi itiraf edin istemiyorsunuz böyle şeyleri düşünmeyi- insanların hayatları..
Zihin olduklça karmaşık bir yapı ve onu tutan beyin de bir o kadar gizemli. Bugün bile hala bilinç, bilinçaltı nedir nasıl çalışır bilsek de bunların yaşattığı deneyimlerin nereden geldiğini net bir biçimde söyleyemiyoruz. 'Ben' duygusu nereden geliyor? Beyinde bir 'ben' merkezi mi var? Yoksa insanların bizi tanımlamaları üzerinden kendimize bir tanım yapıp, o tanımı mı benimsiyoruz? Tam olarak kimiz? Her yaşta aynı kişi miyiz tam olarak?
İşte... Tüm bu sorular, ilk paragraftaki duygusal geçişler kitabı okurken zaman zaman ağlamama, insanlara kızmama, bilimin kesin olmamasından dolayı güvensizliğe ve yer yer de derin düşünmeye sevk etti beni. Velhasıl, şiddetle öneririm. Şimdiden iyi okumalar...
1 hafta içinde öleceğinizi bilseniz neler yapardınız? Neleri değiştirirdiniz hayatınızda? Yaşamınıza dört elleri sarılır mıydınız? Yoksa sonsuz bir boşvermişlikle öylece bekler miydiniz ölümü?
Coelho, yine sorulabilecek en derin soruyu sorup ona olabilecek en doğal cevabı veriyor.
Defalarca okunası bir kitap.
Şimdiden iyi okumalar dilerim.
Uyarı: Bu inceleme sadece kitabın incelenmesini değil, aynı zamanda 'Cehennem Manzarası'nın bende bıraktığı izlenimi de içerir.
Ryunosuke Akutagawa, kısa ömrüne onlarca hikaye sığdırmış bir yazar olarak adına ödül verilmesini sonuna kadar hak eden, edebiyat dünyasına insanı okurken bir labirentte hissettiren 'Çalılıkların Arasında', Raşomon' ve beni en çok etkileyen 'Cehennem Manzarası' gibi öyküleri kazandıran, benim nazarımda oldukça üretken ve harika bir yazar.
Tabii bir yazarı tek başına bağlamsız değerlendirmek doğru olmaz. Ryu'nun beslendiği kaynaklar, dönemin kartları ve yazarın kendine has iç dünyası da ayrı ayrı ele alınıp değerlendirilmeyi sonuna kadar hak ediyor. Ama ben ele almak istediğim asıl meseleye geçmek istiyorum izninizle.
Okuduğum hikayeler içinde belki de en çok beni vuran, bitirdiğimde üzülmekle beraber karışık duygular içerisinde kaldığım bir hikaye oldu Cehennem Manzarası.
Okumak isteyenler olacaktır, dolayısıyla hikayenin içeriğine girmeyeceğim. Ama şunu söyleyebilirim ki sizler de okuduğunuzda kendinizi bir açmazda bulacak, ana karaktere hak vermekle başına gelenleri hak ettiğini düşünmek arasında gidip gidip geleceksiniz eminim.
Benim gözümde bir şaheserdir Cehennem Manzarası. İnsan denilen varlığın sınırlarının sonuna dek zorlandığı, yapabileceği her şeyin gözler önüne serildiği bir panoramadır. İnsanlar olarak bizi kendimize getiren, ne olduğumuzu hatırlatan, gerçek doğamızı yüzümüze vuran bir hicivdir.
Şimdiden iyi okumalar dilerim...