Ayça

o zaman beni sürüklerken ağabeyinizin elini öpüyor ve ona şöyle bağırıyordu: 'Babacığımı affedin, babacığımı affedin,' bunu bir tek Tanrı biliyor, bir de ben, efendim. İşte bizim çocuklarımız böyledir, yani sizinkiler değil, bizim çocuklarımız, efendim, dünyadaki gerçeği daha dokuz yaşlarında öğrenirler. Ya zenginler, onlar yaşamı böyle derinlemesine incelemezler, ama benim İlyuşkam meydanda o anda, onun elini öptüğü o anda bütün gerçeği anladı, efendim. Bu gerçek onun içine girdi ve onu ilelebet ezmiş oldu."
Sayfa 287 - Can Yayınları
Reklam
Çünkü aziz pederler, biliniz ki, içimizden her biri, dünyadaki herkes ve her şey için sadece genel anlamda değil, aynı zamanda dünyadaki her bir insanın kişisel suçlarıyla da suçludur. Bunun bilincine varılması, bir rahibin olduğu gibi dünyadaki her insanın da yürüdüğü yolun zirve noktasıdır. Çünkü rahipler de özünde insandır, yalnızca dünyadaki bütün insanlara gerekli olan insanlardır. İşte ancak o zaman yüreğimiz, uçsuz bucaksız, doymak nedir bilmeyen bir sevgiyle dolardı. O zaman içinizden her biri, tüm dünyayı sevgiyle ele geçirebilecek ve gözyaşlarıyla dünyanın günahlarını yıkayabilecek güçte olacaktır... Herkes yüreğine yakın yürüsün, her- kes kendi kendine durmadan günah çıkartsın. Kendi günahınızdan korkmayın, hatta günahınızın bilincinde olsanız bile korkmayın, sadece pişmanlık duyarsınız, ama Tanrı'ya şart koşmayın. Tekrar söylüyorum, kibirli olmayın. Küçüklerinize karşı kibirli olmayın, büyüklere karşı da kibirli olmayın. Sizi reddedenlerden, aşağılayanlardan, size sövenlerden ve size iftira edenlerden nefret etmeyin. Ateistlerden, kötülük öğretenlerden, maddecilerden, hatta bunların yalnızca iyilerinden değil, kötülerinden bile nefret etmeyin, çünkü onların içinde de, hele hele günümüzde iyiler pek çoktur. Dualarda onları şöyle hatırlayın: Tanrım, dua edeni olmayan herkesi kurtar, sana dua etmek istemeyenleri de kurtar. Ve şunu da ekleyin: Kibirliliğimden değil Tanrım, ben herkesten ve her şeyden daha pis olduğum için bu konuda dua ediyorum... Tanrı'nın kullarını sevin, sürüyü yabancıların ele geçirmesine izin vermeyin, çünkü eğer tembellik, her şeyden iğrenen kibriniz ve daha da çok tamahkârlık içinde uyuyakalırsanız bütün ülkelerden gelirler ve sürünüzü kaparlar. Hiç yorulmadan İncil'i halka anlatın... Tefecilik yapmayın... Gümü- şü ve altını sevmeyin,
Sayfa 231 - Can Yayınları
Birbirinizi sevin pederler," diye öğütlüyordu starets (Alyoşa sonradan bu sözü ne kadar çok anımsamıştı). "Tanrı'nın kullarını sevin. Bizler buraya gelmiş ve bu duvarlar arasına kapanmış olduğumuz için dış dünyadakilerden daha kutsal değiliz, tam tersine, buraya gelmiş olan her kimse, buraya gelmekle kendisinin dış dünyadaki tüm insanlardan ve yeryüzündeki her şeyden daha kötü olduğunu anlamış demektir... Bir rahip bu duvarlar arasında ne kadar uzun süre yaşarsa bunu o kadar iyi anlayacaktır. Çünkü aksi takdirde buraya boşu boşuna gelmiş olur. Sadece tüm dış dünyadakilerden daha kötü olduğunu değil, aynı zamanda bütün insanların önünde herkesten ve her şeyden, tüm dünyayı ve tek tek bireyleri ilgilendiren insan günahlarından dolayı suçlu olduğunu idrak ettiği zaman, ancak işte o zaman bir arada olma amacımıza ulaşılmış olacaktır.
Sayfa 230 - Can Yayınları
Halkın suskun ve çok sabırlı bir kederi vardır: Kabuğuna çekilir ve susar. Ama bir de kendini helak ettiği kederi vardır: Bir anda gözyaşlarıyla başlar ve o dakikadan sonra sızlanmalara dönüşür. Bu, özellikle kadınlarda görülür. Ancak bu da suskun kederden daha kolay değildir. Burada sızlanmalar sadece yürekteki yarayı daha da depreştirerek ve yüreğini helak ederek dindirilir. Böylesi bir keder, teselli edilmek de istemez, çaresizlik duygusuyla beslenir. Sızlanmalar, yarayı durmadan azdırma gereksinimidir yalnızca.
Sayfa 73 - Can Yayınları
Kendi kendisine yalan söyleyen ve kendi yalanını dinleyen o hale gelir ki, artık ne kendisindeki, ne de çevresindeki hiçbir gerçeği ayırt edemez, bu yüzden de hem kendisine, hem de başkalarına saygısızlık eder. Hiç kimseye saygı duymayan biri sevmekten de vazgeçer, sevgi olmayınca kendini oyalamak ve eğlendirmek için ihtiraslara ve kaba zevklere kendini kaptırır ve işlediği kusurlarda bir hayvanın düzeyine iner, bütün bunlarsa insanlara ve kendine sürekli yalan söylemekten ileri gelir. Kendi kendisine yalan söyleyen biri, herkesten önce kendisi gücenir. Ama gücenmek bazen insana çok hoş gelir, öyle değil mi? Oysa insan, hiç kimsenin kendisini gücendirmediğini, bu gücenikliği kendi kendine uydurduğunu ve laf olsun diye yalan söylediğini, bir sahne yaratmak için her şeyi abarttığını, bir kelimeye aklını taktığını ve pireyi deve yaptığını bilir, kendisi de bunun farkındadır ama yine de ilk kendisi gücenir, tatlı ve büyük bir zevk duyma derecesinde gücenir, böylece de işi gerçek bir düşmanlığa kadar vardırır...
Sayfa 67 - Can yayınları