Gönüllü giden bir arkadaş, orada birisine incir ikram etmiş. Adam, “Bu nedir?” diye sormuş. Bizim arkadaş da: “Bu incirdir, Kur’ân-ı Kerîm’de ismi geçer” demiş. Adam o kadar duygulanmış ki incirin yarısını yedikten sonra yarısını da peçeteye sarmış ve “Bunu saklamalıyım. Kur’ân-ı Kerîm’de ismi geçen bir meyve. Ailemden hiç kimse bunu tatmadı, onlar da tatmalı.” diye yarısını yememiş. O insanlar, bu tür şeylere o kadar saygı gösteriyorlar ki insan, kendini sorgulamaya başlıyor; “Ben ne haldeyim acaba?” diye.
İşaret ve ödül aynı, rutin değişti.
Birkaç gün daha buna devam etmemiz halinde beynimiz, bu rutini otomatik pilota alacak ve hiç düşünmeden yapmaya başlayacağız. Tam bu noktada rutin, alışkanlığa dönüşmüş olacak.
Bu mevzu çok yeni ama sanılandan çok daha derin. Nörolojik ve psikolojik katmanları var.
Üzerinde düşündükçe, konuştukça, yazdıkça zihnimiz berraklaşacak. Ama şundan kuşkunuz olmasın: Daha iyi bir karaktere, hayata sahip olmanın yolu, alışkanlık yönetiminden geçiyor.
Taşlara şekil vermek zor olduğu için, bazalt volkanik gibi uygun olan türlerden bir kaya türü seçilir. Zor olan işlerde yetiştirilmek üzere seçilen kişiler de bunun gibidir. Yetişmek için kendileri de emek harcarlar. Çünkü beklemek, yol kenarındaki kayaların işidir.